|
www.herbalistatabay.com/kanser.html
|
||||||||
|
Kanserden çok kanser ilaçlarından korkunuz... |
||||||||
KEMOTERAPİ ZEHİRLERİNİN BAZI KORKUNÇ YAN ETKİLERİ AŞAĞIDADIR... Kanser hücrelerinin normal hücrelere göre hızlı büyümesi ve çoğalması nedeniyle bunları öldürmek için kimyasal ve bitkisel kökenli zehirleme özelliği taşıyan bazı maddeler geliştirilmiştir. Kanser hastalarına uygulanan bu zehirler bir kaç aylık bir süre kanserin ilerlemesini durdursa bile öldürücü korkunç yan etkileri de doğurmaktadır. Ancak, şifa umudu ile bunca yan etkilere katlanan hastalar yine de ölümden kurtulamamaktadırlar... Yan etkilerin en çok bilinen bir örneği saçlardır, Tüm vücut kılları, tüyleri ve saçlar kanser tedavisi sürecinde kıl dipleri zehirlendiği için kuruyarak dökülmektedirler. Önemli bir başka örnek de kemik iliği içinde gelişim gösteren kan hücreleridir.Lökosit, hemoglobin gibi insan yaşamı için en gerekli kan hücreleri o derece tahrip olmakta ve azalmaktadır ki, hastaların büyük çoğunluğu kansızlıktan ve bunun getirdiği fırsatçı enfeksiyonlardan ölmektedirler. Büyük zararı sindirim sistemindedir: Ağız-yemek borusu-mide-bağırsak hattındaki hücreler kanser tedavisi sürecinden olumsuz yönde etkilenmektedir.Karaciğer en büyük zararı görmektedir. Kemoterapiler kalp, böbrekler, mesane, akciğerler ve sinir sistemi organları gibi hayati organlar üzerinde de olumsuz etkiler yaratmaktadır. Halsizlik-bitkinlik. En sık karşılaşılan yan etkilerdir. Gündelik yaşamda karşılaşılandan daha farklı niteliktedir. Genellikle ani başlangıçlıdır. Bazı hastalar tarafından tükenmişlik-bitmişlik duygusu ile tarif edilmektedir. Bulantı-kusma. Kemoterapi alacak hastaların en çok endişe ettiği yan etkiler arasında olan bulantı-kusmadır.Hasta o derece olumsuz etkilenir ki, kemoterapi gördüğü hastaneyi gördüğünde bile kusar. Ağrı. Sinir liflerini etkileyen kemoterapi ilaçlarının bazen ağrıya yol açtıkları bilinmektedir. Bazı durumlarda da kemoterapi sırasında ortaya çıkan ağız yaraları, kas ağrıları benzer yakınmaları yaratmaktadır. Saç kaybı (alopesi). Sık karşılaşılan bir yan etkidir. Kansızlık (anemi). Kemik iliğini baskılayan ilaçlar kansızlığa yol açmaktadır. Kansızlık belirtileri şunlardır: Yorgunluk-bitkinlik hissi Nefes darlığı Çarpıntı hissetmek Merkezi sinir sistemi (MSS) sorunları. Kemoterapi MSS’ni etkileyip bilinç bulanıklıkları ve depresyon gibi sorunlara yol açmaktadır. Enfeksiyon. Kemoterapi süresince beden enfeksiyonlara daha açık hale gelebilmektedir. Bunun önemli bir nedeni de kemik iliğinin baskılanması sonucunda, enfeksiyonlara karşı savaşan akyuvarların (Lökositin) sayısındaki azalmadır. Pıhtılaşma sorunları. Kanser ilaçlarının kemik iliği üzerindeki baskılayıcı özellik, kanın pıhtılaşmasında önemli bir işlevi olan trombosit hücrelerinin sayısının azalmasına, sonuç olarak da kanın pıhtılaşmaması sorununun ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Bunun sonucunda, çok şiddetli durumlarda, herhangi bir yaralanma olmaksızın kendiliğinden kanamalar ortaya çıkabilmektedir. Aşağıdaki yakınmalar bu durumla ilgili olarak ortaya çıkabilir: Umulmadık kanamalar, cilt altında küçük kırmızı noktacıklar oluşması İdrar renginde pembeleşme, kırmızılaşma, dışkı renginin siyahlaşması ya da dışkı renginde kan görülmesi, diş eti ya da burun kanamaları , bir adet döneminden uzun süren vajinal kanamalar, baş ağrıları ve görmedeki değişiklikler, kol ve bacaklarda sıcaklık ve ağrı hissi ve kabızlık. Kas ve sinir etkilenmeleri. Bazı durumlarda kanser ilaçları sinir lifleri üzerinde etki gösterebilmekte, periferik nöropati denen merkezi sinir sistemi dışındaki sinir yapılarından kaynaklanan sorunlara yol açabilmektedir. Bu durumdaki kişinin bedenin belli bölgelerinde, özellikle el ve/veya ayaklarında karıncalanma, titreme, uyuşukluk, güç kaybı, yanma, ağrı gibi yakınmalar, ayrıca çenede ağrı, mide ağrısı, kabızlık gibi sıkıntılar gözlenebilmektedir. Cilt ve tırnak sorunları. Kemoterapinin cildi etkilemesi sonucunda kızarıklık, döküntüler, soyulma, kuruluk, sivilcelenme, güneşe karşı hassasiyet artışı gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Bazı ilaçlar ciltte koyulaşmalara yol açabilmektedir. İlaçlar tırnaklar üzerinde de kırılma ve renk değişiklikleri gibi sonuçlara yol açabilmektedir. Böbrekler ve mesane ile ilişkili sorunlar. Kemoterapiler, mesanede irritasyon ve böbreklerde geçici ya da kalıcı hasar yaratabilmektedir. Bazı ilaçlar idrar renginin ve kokusunun değişmesine yol açmaktadır. Nezle benzeri belirtiler. Bazı hastalarda kemopterapiyi takip eden günlerde nezle benzeri, zaman zaman ateşin de bulunduğu bir tablo sergilenir. Bu tablo gerçekten bir enfeksiyondan kaynaklanmış olabileceği gibi, kanserin kendisinin yarattığı bir durum da olabilir. Bedende sıvı hacminin artması. Kemoterapi süresince bedende su tutulumu artabilmektedir. Hasta, özellikle el ve ayaklarda öne çıkan bir şişlik hissedebilir. Cinsel organlar üzerindeki etkiler. Kemoterapi bazen (her zaman değil) cinsel organları etkileyebilir. Erkeklerde: Sperm sayısında ve hareketliliğinde azalma olabilir. Bu sorun geçici ya da kalıcı olabilir. Sertleşme ve bunu sürdürebilmede sorunlar yaşanır. Olası bir sorun da, kanser tedavisi döneminde spermin içinde, genetik bilgi saklayan kromozomlarda bir bozulma olmasıdır. Kadınlarda: Overlerin etkilenmesi durumunda, üretilen hormon miktarında değişiklikler olabilir. Bu da adet dönemlerini etkiler: Düzensizlikler olabildiği gibi, kemoterapi döneminde kesilebilir de. Bu değişiklikler kalıcı olabilmektedir. İnfertilite (doğurganlık kaybı) ve menapoz görülür. |
||||||||
|
MODERN TIPTA KANSERİN KALICI TEDAVİSİ
ASLA YOKTUR.HASTALARIN HEPSİ KAYBEDİLİYOR...
----- Original Message
-----
From: miray mermi
Sent: Sunday, August 17,
2008 2:11 PM
Subject: ÇOK ACİL YARDIM!!!
Merhabalar Sayın Atabay Güveloğlu..
-----
Original Message -----
From:
ismail aydoğan
Sent: Monday, November 10, 2008
6:33 PM
Subject: annem karaciğer
kanseri
Annem
karaciğer kanseri ve başka organlara da sıçradığını öğrendik kemoterapi denen
tedaviyi uyguladıktan sonra yataktan kalkamaz hale geldi sürekli ağrılarından
şikayetçi ve geçen gün vücudunun ve güzlerinin sarı renk i aldığını gördüm
sarılık olmasından şüphelendik ve uzun araştırmalarımdan sonra bir kaç Herbalist
kişi ile görüştüm ama hiç birisi sizin gibi bana inandırıcı gelmedi bu yüzden
sizden acil olarak yardım beklemekteyim bana yardımcı olabilir misiniz? Annemin
bir an önce ayağa kalkması için lütfen bana yardımcı olun.. MEME KANSERİNDE HİÇ FAYDA SAĞLAMIYOR, AKSİNE ZARAR VERİYOR..
----- Original Message -----
From:
ÖZDEM
KUŞAT
Sent: Sunday,
January 04, 2009 10:21 AM
Subject: meme
kanseri
Hocam merhabalar,
----- Original Message -----
From:
ibrahimcalpan
Sent: Wednesday,
December 10, 2008 4:39 AM
Subject: kolon
kanseri
iyi günler Atakay bey.Ben İbrahim
Çalpan. Ankara'da oturuyoruz.annem 48 yaşında ve kolon kanseri teşhisiyle
bir hafta önce ameliyat edildi ve kolostomi takıldı,doktoruyla
görüştüğümüzde ameliyatın başarılı geçtiğini ve rahime de sıçradığı için
rahminin de alınarak tümörün temizlendiğini söyledi ve patoloji sonucuna
bakarak yüzde altmış sekizlik bir kurtulma şansı olduğunu ve kemoterapiyle
bunun üzerine yüzde on üç ekleyebileceğimizi söyledi.açıkcası bu yanıt beni
pek tatmin etmedi ve sitenizden de okuduğum üzere kemoterapinin hastalara
neler yaptığını öğrendim.sizden istirhamım bu hastalıktan annemi
kemoterapisiz bir şekilde sizin yöntemlerinizle kurtarabilir miyiz?ocak
ayına kemoterapi randevusu verildi AMA BEN ANNEMİ ONLARIN ELİNE BIRAKMAK
İSTEMİYORUM.Maiimi cevaplarsanız çok memnun olurum.patoloji sonucunu da
gönderebilirim.Slm.
----- Original Message -----
From: beyhan mutlu
Sent: Monday, October 06, 2008 1:38 PM
Subject: 6 yaşındaki yeğenime acil yardım
Ben Beyhan Mutlu. Size İstanbul'dan yazıyorum.Benim
yeğenime 10 ay öne sol bacağında 9 cm büyüklüğünde kemik tümörü tanısı
kondu.4 hür kemoterapi oldu ve 7.kür sonunda ameliyat yapıldı.Ameliyat
sırasında kalça kemiğinde hala çok sayıda canlı hücre görüldüğünü söyledi
doktorumuz.Yaklaşık 1 ay kadar sonrada radyo terapi kemoterapi ilacı
değişmeden birlikte verilmeye başlandı.Tabi ki radyo terapinin yan etkileri
kalçayı yaktı iyileşinceye kadar çok uğraştık.biz her şey yolunda gidiyor
tedavimiz aralıkta bitecek diye beklerken 9.9.2008 de akciğerde omurilikte ve
sağ kalçada (Yayılım) metastaz olduğunu söylediler.ilaçları değişti.2 kür bu
ilaçtan verilecek sonuca göre tamam yada devam denilecek.1. kür ilaç verildi
ağrıları devam ediyor.dün akşam ateşi 39.5 oldu kanında mikrop olduğunu mikrop
varken de kemoterapi ilacının verilemeyeceğini söylediler.alınan kültürlerde
mikrobu bulamıyorlar.crps yüksek diyorlar.bugün şu saatlerde tomografi
çekiliyor.Çok çaresiziz ne olur bize yardım edin.Sizde tedavimiz mümkün mü.acil
cevap bekliyorum.saygılar. MERHABA, ben diyarbakırdan ufuk. konu
annemin rahatsızlığı yaşı:52 ----- Original Message ----- From: Ali Akdağ Sent: Monday, December 22, 2008 3:09 PM Subject: FW: Sayın Hocam, 48 yaşında olan eşimde; aşağıdaki tanı ibaresi ile karaciğer kanseri tanısı konmuş olup, 52 kür düşük dozlarda kemoterapi uygulanmıştır. Hastamız sürekli kötüye gitmiştir.Şu an itibari ile Kemoterapi kesilmiş olup, hasta kaderine terk edilmiştir. Ağrı kesicilerle ağrısı dindirilmektedir. Konu ile ilgili değerlendirmenizi rica ediyoruz. Saygılarımızla. |
||||||||
| BİLİM ADAMLARI KEMOTERAPİ TEDAVİSİ KONUSUNDA NE DEDİLER? | ||||||||
|
2 kez Nobel ödülü kazanan Dr.Linus PAULING
"Herkes şunu bilmelidir ki;
konvensiyonel (Kemoterapiler vs.) kanserle savaş büyük bir aldatmacadır."
diyor.
Milli Kanser İstişare Komisyonu'nda uzun süre çalışan ve DNA'nın çift helix yapısını keşfedenlerden biri olan, yine Nobel ödüllü Dr.James WATSON daha sert konuşuyor; "Bu kanser savaşı hikayesi bir öbek pislikten başka birşey değildir." diyor. Californiya Tıp Okulu Üniversitesinde Dr.Alan LEWIN "Bu ülkede kanserlilerin çoğu kemoterapi yüzünden ölüyor. 10 seneye yakın bir süreden beri istatistiklerin kanıtladığına göre, göğüs, kolon ve akciğer kanserinde kemoterapi tamamen etkisizdir." diyor. Amerikan senatosuna bağlı Office of Technology Assesment yani Teknolojiyi Değerlendirme İdaresi'nin raporu da tüm bu iddiaları kesin olarak doğruluyor: "Yapılan incelemelerde görülmüştür ki konvensiyonONKmleri kanser vakalarının ancak %10-20 si üzerinde etkilidir." diyor. Bir Türk doktor da kitabında şöyle diyor; "Bu gün ülkemizde uygulanmakta olan konvensiyonel kanser tedavisi sadece ilaç satıcılarına yaramaktadır. Onların sömürü düzenine ve bilgisizliğe ters düşen, daha doğrusu ilaç kartelini tedirgin eden buluşların sahipleri gestapovari (Hitlerin zalim polisleri gibi) baskılarla ülkelerinden sürülmekte ve başka ülkelerde yaşamak ve yaşatmak zorunda bırakılmaktadırlar." Büyük araştırmacı Dr.Robert ATKINS "Hiçbir işe yaramadığını bile bile hastasına kemoterapi uygulayan bir doktor hoşgörülü bir tabirle budala, fakat gerçek anlamda bir canidir." diyor. (Robert C. ATKINS, Healt Revolution: How Complementary Medicine Can Extand Your Life.New York: Bantam Books 1990 sahife:95) BİR TÜRK ONKOLOG DR.MURAT BAŞ 'IN KEMOTERAPİ HAKKINDAKİ YORUMU İSE AŞAĞIDADIR:
----- Original Message -----
From: Murat-OZONPARKS
Sent: Thursday, September 25, 2008 12:40 AM
**********************
KEMO-I NAPALM BOMBASI Eğer hastalığınızı alt etmeye niyetliyseniz, pişmanlık duymamalı, geçmişe özlem hissetmelisiniz. Her şeyden önemlisi, başarsanız bile asla geri dönebileceğiniz, tam sağlıklı olabileceğiniz umuduna kapılmamalısınız. Kanserden ve tedavisinden bahsediyorum. Kanserin günümüzde en yaygın kullanılan tedavi şekli KEMOTERAPİ’dir. Kemoterapi, son derece yalın bir kavramdır. “Kimyasallarla Tedavi” anlamına gelir. Kimyasal Silah gibi. Kanser hücrelerinin çoğalmak ve üremek gibi “kötü niyetli” özellikleri vardır. Kanserin ideolojisi “büyümek için büyümektir”. Kemoterapi, doktor tarafından alaylı bir dille “kokteyl” adı verilen, çok güçlü birkaç kimyasal ilacın bir arada verildiği bir karışımdır. Kana karışarak bedeni dolaşır ve neredeyse vücudun bütün hücrelerini etkiler, özellikle de anormalleşen kanser hücrelerini öldürür. Ne var ki, sadece kanser hücrelerini etkileme. Saçlar, damak, dil, bağırsak mukozası en çabuk ve kolay etkilenen hücrelerdir. Sonra kemik iliği, kemoterapi ile iyice azalır. Yani kemoterapi sağlıklı hücreler ile hasta hücreler arasında net ayrım yapamaz. Kemoterapiye “bir palmiye ağacına tünemiş maymunu öldürebilmek için ormana NAPALM BOMBASI atmak ve milyarlarca ağaç, bitki ve çiçekleri yok etmek gibi bir şey” denilebilir. Ya da, Savaş sırasında gizlenmeye çalışan gerillaları engellemek ya da öldürmek için, uçsuz bucaksız bitki örtüsüne sahip, ancak yüzyıllar süren bir zamanda yetişebilmiş çamların çınarların oluşturduğu orman ya da dağları bombalamaya, yakmaya benzer bu durum. Maalesef, gerillalara uygulanan aynı “askeri mantık”, kemoterapinin felsefesidir. Saydam ve renkli bir şişeden damla damla inen sıvı, bedeni alt üst eder. Savaş alanındaki yanık kokuları gibi, ağzınıza güçlü demir kokuları yayılır. Vücudunuzun her tarafında uyuşma, karıncalanma başlar. Başınız dumanlanır, mideniz bulanmaya başlar. İçinizi saran alev, bedeninizin her tarafına tırnaklarınızın ucuna kadar yayılır. Kemoterapi ile yüzleşmek kolay değildir. Hastalarımdan birisi “Allah düşmanıma ve hatta Yılan’a bile kemoterapi’yi nasip etmesin” dediğinde haksız sayılmazdı. Kemoterapi alınacağı düşüncesi bile insanı rahatsız etmeye ve gerçekçi kabus görmeye yeterde artar. Kimisi önceden dua eder, namaz kılar, kimisi yoga-meditasyon yaparak ruhen hazırlanır. Kimisi kemoterapi öncesinde en sevdiği şarkıları söyler, kimisi de sonrasında yemek yiyemeyeceği için en sevdiği yemekleri tıka basa yer. Ama, hastaların azımsanmayacak çoğunluğu bundan bir şifa ve hayır gelmeyeceğini düşündüğü için bir “işkence” olarak algılayıp, kemoterapiyi reddeder. Kemoterapiyi reddedenleri suçlamak onları anlamamaktır. “Başka seçeneğimiz yok” diyerek kemoterapiye razı etmeden önce doktor ve hasta yakınları bunu iyice düşünmelidirler. Bu nedenle hasta detaylıca bilgilendirilmelidir. Ne kadar çok bilgi, o kadar az korku prensibi unutulmamalıdır. “Ya kemoterapi ya ölüm” yerine, “kemoterapi ile ne kadar şifa?” sorusuna cevap verilmelidir. Kemoterapi, tepenizde saldıran bir kaplan ve altınızda uçurum varken, size uzatılan bir ip gibidir. İpi tutsanız bile tehlikelerden kurtulacaksınız demek değildir bu. Kemoterapi bombardımanı, en az iki haftalık dinlenme ile etkisini kaybederken, üçüncü haftada yeni bir bombardımanın zamanı gelmiştir bile. Yani değneği yiyebilecek hale yeniden gelmektedir. İnsanoğlunun sağlıklıyken, bir bedeni olduğunun farkına varamaması ne kadar ilginç. Beden, beden, beden,… Onun işlevini sağlıklıyken ne kadar da sıradan görürüz. Bedenin bütün dikkatinin odak noktası olabilmesi için galiba hastalanmamız gerekiyor. Çok kolay olan soluk almak, idrar yapmak, yürümek bile, hastalandığımızda insanda acı yaratan, rahatlama ya da kaygıya yol açan işlevler haline gelebilir. Hastalandığımızda günden güne ne kadar ona (bedenimize) bağımlı olduğumuzu, onun keyfinin nasıl sizin keyfinizi belirlediğini ve hastalandığımızda sizi nasıl tutsak ederek köle haline getirdiğini anlayabilirsiniz. Kemoterapi gibi ciddi bir tedavi almadan önce bedeninizin farkına varmalısınız. Hangi noktaya kadar siz bedeninizsiniz. İkinizin arasında ne gibi bir ilişki var? Gerçekte sadece ikiniz mi varsınız? Hastalık veya ölüm giderek kendini hissettiren bir gerçeklik olarak üzerinize ağırlık yapmaya başladığında, ağrılarınız, halsizliğiniz, yüzleşmeniz gereken şeyler olduğunu düşündürmeye başlayacaktır. Bedeniniz, doğduğunuzda ödünç aldığınız bir kostüm, yani emanettir. Çıplak kalmaktan korkmaksızın, onu bir gün geri vereceğini düşünerek, ona ne kadar bir “emanet” gibi davrandığınızı sorgulamalısınız. “Beden” ile ilgili düşüncelerimizi sonraki yazılara bırakırsak, kemoterapi alacağınız zaman yalnız olmadığınızı, ikinci bir “emanet” ile birlikte olduğunuzu aklınıza getirin. İşte o zaman en doğru kararı vereceksiniz.
KEMO-II Kanserli hastaların “kemoterapi” yani “KEMO” almaya karar vermeleri hiçte kolay değildir. Çoğalan ve saldırganlaşan kanser hücrelerini değiştirmek amaçlanırken, kemoterapi alanların bizzat kendileri değişmeye başlarlar. Bedenleri o güne kadar tanımış oldukları beden olmaktan çıkar, her geçen gün bir şeylerin değiştiği hissedilir. Kemoterapi alan kişi, kendini uyduruk bir bilim-kurgu filmindeki üzerinde deneyler yapılan ve garip bir yaratığa dönüşen kahraman gibi hisseder. Duyular keskinliklerini yitirerek küntleşme meydana gelir. Duygular donuklaşıp, koku ve tat alma yetenekleri son derece körelmiş olur. Parmaklar bir cam gibi kırılganlaşır. Sağlıklıyken bir portakalı rahatlıkla soyabilen tırnaklar, eski zaman fotoğrafları gibi soluk kahverengiye bürünürler. Dişler sararır, diş etleri öyle hassaslaşır ki, en yumuşak diş fırçası bile “rende” hissi vermeye başlar. El ve ayaklarda karıncalanma, uyuşma başlar, giderek his kaybı oluşur. Yüz ve karın ise sürekli şiştir zaten. En kötüsü başında hissedilir, zihin durur, hiçbir şey düşünemez hale gelir. Zihin, en sıradan ve basit mantık gerektiren konuları düşünmekten acizdir. Kapıyı anahtarla açmak, tencerenin altındaki ateşi söndürmek, çay içmeyi unutmak gibi. Kemo alan hasta, kimi zaman istemeden transa geçer. Elinde sıkıca tuttuğu bir şey kayıp gider sanki. Pek çok tabak ve bardak kırılır. Mutfağa gitmek üç adımlık mesafe iken, en az 3 dakikayı alır. Bütün beden ve metabolizma yavaşlar. Denge çoğunlukla sağlanamaz. Genellikle ayaklar yere basmıyor, su üzerinde yürüyormuş hissine kapılır hasta. Yüz metrekarelik bir alanda yaşamanıza rağmen kalem, gözlük gibi eşyalarınızı sık sık kaybedersiniz. Neden bilinmez ama, daha önce tanışmış olduğunuz ama hayatınız için önemsiz birisi sık sık aklınıza gelir. Okuduklarımızı anlamak ve önemsemek imkansız gibidir. Güneş. Hep altında kalmaktan hoşlandığımız güneşi, birden sevmeyiverirsiniz. Farkına varmadan gölgeye sığınırsınız. Çünkü, kemo ciltteki pigmentasyon sistemini onarılamayacak biçimde harap eder. Kemo alan birisi neredeyse hayatı boyunca hiç güneşlenemez. İsterseniz güneşin altında oturup, beyninizin kızarmasını hissedebilirsiniz. En tuhafı ve önemli olanı “karakter değişikliği” dir. Kemo alan kişi, asabi, huysuz, tahammülsüz, alıngan ve depresif olur. Karar vermekte son derece zorlanır. Kemo sıvısı nasıl rengarenk ise kemo alan kişinin karakteri de renkten renge girerek değişir. O anda aklınıza gelebilecek olumsuz, ama önemsiz veya küçük bir sorun, ansızın bir fırtına-kasırgaya dönüşebilir. Evvelden zevk aldığınız filmleri seyretmeye tahammül edemezsiniz. Bayıldığınız ve sizi kendinizden geçiren müziği bile bir iki dakikadan fazla dinleyemezsiniz. Bazen zihin giderek bulanık, ama daha sakin ve keyifli bir hal alır. Bazen de herhangi bir sıradan söz ya da hadise zihni alt üst etmeye yeter. Kemo alan kişinin bu değişken hali yarı yarıya dolu bir varili andırır. Bir kez dokunulduğunda çalkalandıkça çalkalanır. Kemo alan kişinin öğrenmesi gereken zihni sakinleştirmek veya bu çalkantılara direnmek değil, onların farkına vararak onları kabul etmektir. Onları kovmaktansa kendi kendilerine çekip gitmelerini beklemek daha kolaydır. Kemo alan kişinin rüyaları başlangıçta korkunç kabuslarla dolu iken, sonraları hafif, sıkıntısız ve rahat bir hal alırlar. Önceleri sık sık ve ani uyanmalarla kesilen ve sabahları depresyonun pusu kurduğu uykunun bu hali çabucak dağılan bir dumanı andırır. Dünyayı oldukça önemsiz hissettiren bir uzaklık duygusu kaplar insanın içini. Dünya içinde yaşamaya değecek ilginçlikte bir yer olmaktan çıkar. Böyle olunca da kanser artık “dram” gibi görünmez. Ölüme karşı duyguları da değişir kemo alanın; Şu cümledeki gibi; “öleceğimi biliyordum, bilmediğim bunun ne zaman olacağı ve işte insanı öldüren de bu” Ölüm geldiğinde Woody Allen’in dediği gibi “Ölmek mi? Beni hiç ilgilendirmiyor. Sadece geldiğinde ben burada olmak istemem” diyebilir mi insan? Kemo alanın yeni ruh halinin ilginç bir yüzü de “zaman” ile kurduğu farklı ilişkidir. Geçmişin kesinlik içeren yükünü bayılarak taşıyan, geleceğin pek çok olasılık dolu belirsizliği karşısında kafası hep karışmış bir olarak şimdiden geçmesini bekler. Böyle olunca da anı yaşamayıp elinden kaçırır genellikle insan. Oysa Kemo alan kişi de zaman artık böyle değildi. Saat saat, gün be gün, fazla beklenti ve fazla plan olmaksızın şimdinin tadı çıkarılır artık. Kemo alan kişi, minyatüre dönüşerek hafifleyen varlığının tadına varır. Her sabah gazeteyi bir karıncanın umursamazlığıyla okur, TV’yi bir arının gözüyle seyreder. Herkesin telaş içinde koşuşturduğu, kavga ettiği, kan döktüğü dünya kemo alandan çok çok uzaktadır. Kemo alanları bekleyen en ciddi tehlike, kemo aldıktan sonra “normalden” uzaklaşmaları yani “anormalleşme” leridir. Hayatın normalinden (gerçekliğinden) uzaklaşmak gerçekten büyük bir tehlikedir. Bu durumdaki kişi kendini salar, dişlerini fırçalamaktan saçlarını taramaktan vazgeçer. Sanki artık hiçbirşeyin önemi yokmuş ya da bütün kötülüklerin nedeni olan bu beden artık sevilemez ve sadece nefret edilen bir nesne olarak görülmekteymiş gibi davranır. Bence kemo alan biri bunlardan olmamaya gayret etmelidir. Sanki hayat “normal” seyrinde devam ediyormuş gibi sabah uyandığında yüzümüzü yıkamalı, kahvaltımızı yaparak koşmaya gitmeli, gazetemizi okumalı, düşük şiddette de olsa işimize devam etmeli, akşam TV’mizi seyretmeli, haberleri dinlemeli ve yorumda bulunmalı, azalsa da cinselliğimizden vazgeçmemeli ve yatmadan önce dişlerimizi fırçalamalıyız. Kimi zaman kendinizi inandırmakta güçlük çekseniz de eninde sonunda sahip olduğunuz tek beden budur ve onu “normal” ve dinç tutmak yapabileceğimiz en iyi şeydir. Elbette normal ve sevdiklerinizi önemseyerek bu dönemi tek başımıza geçirme kararı son derece doğru olabilir. Böylece başkalarının kaygılarıyla kaygılanmamıza gerek kalmaz. Böylece bütün enerjinizi ve dikkatinizi sadece kendinize yönlendirebilirsiniz. Bir fırtınanın ortasında çaresiz kalmamak için bütün ağırlıklarını denize döken, denizci misali kemo alan kişide normal insani ilişkilerini az ve öze ingirgemeli, alışkanlık ve nezaket yönünden korunan gereksiz bağlar koparılıp atılabilir. Kemo alan kişiyi, sessizlikten, boş saatlerden, küçük ve lüzumsuz eylemlerden, yararsız ve sıkıcı ilişkilerden uzakta, huzurdan oluşan bir dünya yaratmasında sakınca yoktur. Tek bir söz etmeden ya da duymadan geçirdiği günler olabilir. Bazen kapıcıyla karşılaştığında “günaydın” veya “iyi akşamlar” demekte zorlanabilir. Kemo alan kişi, normalde sapmadan boş bir aklın, giderek daha az çatışmalı bir yüreğin ve her zamankinden daha hızlı akan zamanınkinden daha hızlı akan zamanın tadını çıkarmalıdır. Geçmişteki gibi, kendi kendini sorunların çokluğu ve yararsızlık ya da sorumluluk duygularıyla bitirmemelidir. Yapacak, hayal edecek ya da ümitlenecek hiçbir şeyi yoktur. Sadece olduğu yerde ve sessizce kalmalıdır. Ömrü boyunca sadece “çene çalma” denilebilecek çok sayıda konuşmalarından, biriyle öğle yada akşam yemeğe gitmekten, oraya buraya koşuşturmaktan, randevuya yetişmekten vazgeçebilir. Sonuçta bunların hepsi bitmiştir. Eski “o” artık “o” değildir. Kemonun fosforlu ve rengarenk sıvıları “o”nu yakıp, kül etmiştir. Artık bir yere telefon açmak, bir iş yemeğine gitmek, çok sayıda insanı tanımak, bir ürünü ya da hizmeti tamamlamak, yemeği pişirmek ve bazı alışkanlık ya da gelenekleri yerine getirmek zorunda değildir. İşte bütün bu “zorunluluk”lardan kurtulmak için kanser bir fırsattır. Snki bunlardan kurtulmak için kanserin peşine düşmüş ve onu arayıp bulmuş gibidir. Kemo olan kişi, kendisine merhamet göstermek ve anlamsız avutma sözcüklerini sıralayanlara bu fırsatı vermemek için harika görünmelidir. Kemo alan kişi, hastalığını sıçramayı öğrenmek için yoluna konulmuş bir engel olarak görmelidir. Sorun olan, atlayarak üzerinden mi, kenarından mı, yoksa daha kötüsü, altından geçerek mi aşacağınızdır. Her hastalığın gizli bir mesajı olduğunu, bir şeyleri anlamak için başına geldiğini bilmelidir. Sonuçta hastalığı kişinin bedeni üzerinde yaptığı saygısızca tasarruf ve tahribat çağırır. Yıllardan beri rutinden kurtulmak, günün-hayatın ritmini yavaşlatmak, olaylara farklı bir bakış açısını yakalamak için bir fırsat. Yani her şeyin yerli yerine oturduğu bambaşka bir hayatı. Ruhunuz, bedeniniz, her şeyinizin değiştiği bambaşka bir kişilik. Belki de fıtrata(tabiata), öze bir dönüş. Mükemmel bir sağlığın olmasını dileme Bu açgözlülük olurdu Istırabını şifa yap Ve engelsiz bir yol bekleme O ateş olmasaydı ışığın sönerdi Özgürlüğe kavuşmak için fırtınayı kullan Koreli bir Zen rahibinin sözleri
http://haber.mynet.com/detay/saglik/Kanser-tedavisi-beyni-vuruyor/22Nisan2008/X1208865219468
22.04.2008 14:53 - Mynet Haber
Kanser tedavisi beyni vuruyor
|
||||||||