MEME KANSERİNDEN GÜVELOĞLU'NUN BİTKİSEL
İLAÇLARI İLE TAMAMEN KURTULMAK MÜMKÜNDÜR .
İŞTE EN SON KURTARDIKLARIMIZDAN BİR ÖRNEK:
Son örneğimiz bir
değerli doktorun eşidir.Meme kanserinden metastazlar olduğu halde Güveloğlu
sayesinde kurtulmuştur.Doktor Serhat Çitoğlu' nun cep telefonu 0533 354 63 84
dür.
Aşağıda meme kanserlerinin tanı ve konvansiyonel klasik tedavi şekillerini sunuyoruz. Herbalist Atabay Güveloğlu'nun "İnfilitratif ducdal karsinom" a karşı 1985 da ortaya çıkardığı ve halen de uygulamak isteyen insanlara sunduğu yan etkisiz, yoğunlaştırılmış bitki özlerinden ve tıbbi bitkilerin bazılarından oluşan bitkisel reçetelerini de güvenle uygulamanız mümkündür. Kanser türleri içinde klasik tedavilerin en yüksek iyileşme oranı meme kanserlerindedir. Hastaların %50 si 10 yılı aşmaktadır. Ancak operasyon ve akabinde uygulanan kemoterapilerden sonra Güveloğlu'nun bitkisel ilaçlarını ikişer aylık iki veya üç kür uygulayan hastalarda 1985 den bu yana CA.15.3 hiç yükselmedi ve hastada kanser konusunda bir sağlık sorunu belirmedi. Bu ilaçlar halen tam olarak yorumu yapılamayan bir şekilde kanser genini yerine geri koymakta ve metabolizma kanserin üzerine oturmaktadır.
Tanı kesin olarak konulmuşsa; Tedavi için operasyon yapılması gerekir. İstisna olarak küçük kitlelerde operasyonsuz olarak Güveloğlu'nun bitki özleri ile tamamen temizleyip yok ettiği vakalar da vardır ama bu risklidir, memeden vazgeçmek gerekir. Operasyondan sonra kalan serbest hücreler için kemoterapi tek ilaçtır. 5-6 kür uygulanır ve bitiminde hasta gözleme alınır. Periyodik kontrollere başlanır. bir süre sonra nüks olayı olursa tekrar kemoterapi vs. başlar ve vücut bu ağır ilaçlardan dolayı iflas edeceği için hastanın sonu iyi olmaz. Bunun için Güveloğlu'nun immünolojik ve sitotoksik etkili bitkisel ilaçlarına ameliyattan sonra 4-6 ay devam edilirse nüks olayı görülmemektedir
KANSER NEDİR?
Vücudumuzda ki tüm organlar hücrelerden yapılmışlardır. Hücreler çok küçük birimlerdir ve ancak mikroskop
altında görüntülenebilirler.Normal vücut hücreleri sistemli bir şekilde büyür, bölünür ve ölür. Hayatımızın ilk yıllarında
yetişkin oluncaya dek normal hücreler daha hızlı bölünür. Yetişkinliğe ulaşılmasının ardından, pek çok dokuda hücreler
yanlızca ölen hücreleri yenilemek ve yaralanmaları gidermek amacı ile bölünmeye devam eder. Normal şartlar altında,
eğer yeni hücreler gerekmiyorsa her hücrenin içinde bulunan bazı mekanizmalar hücreye bölünmesini durdurmasını
söyler.
Buna karşın kanser hücreleri, büyümeye ve bölünmeye devam ederler ve
vücudun diğer bölgelerine yayılırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri
(kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine
sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler.
Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler.
Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz
adı verilir. Tümör vücudun başka bölgelerine yayılmış olsa da orijinal olarak
oluştuğu organın adı ile anılır. Örneğin kemiklere sıçramış olan prostat
kanseri hala prostat kanseri, akciğerlere sıçramış olan meme kanseri hala
meme kanseridir.
Vücudumuzda ki tüm organlar hücrelerden yapılmışlardır. Hücreler çok küçük birimlerdir ve ancak mikroskop altında görüntülenebilirler.
Normal vücut hücreleri sistemli bir şekilde büyür, bölünür ve ölür. Hayatımızın ilk yıllarında yetişkin oluncaya dek normal hücreler daha hızlı bölünür. Yetişkinliğe ulaşılmasının ardından, pek çok dokuda hücreler yanlızca ölen
hücreleri yenilemek ve yaralanmaları gidermek amacı ile bölünmeye devam eder. Normal şartlar altında, eğer yeni
hücreler gerekmiyorsa her hücrenin içinde bulunan bazı mekanizmalar hücreye bölünmesini durdurmasını söyler.
Lösemi genellikle tümör oluşturmayan bir kanser türüdür. Lösemide kanser hücreleri kan ve kan oluşturan organlarda
(kemik iliği, lenf sistemi ve dalak) gelişir, ve diğer organların dokuların içinde dolaşır, birikebilir.
Akılda tutulmalıdır ki, tüm tümörler kanser değildir. Kanser olmayan tümörler metastaz yapmaz ve çok seyrek görülen
istisnalar dışında yaşamsal tehlike oluşturmazlar.
Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki
kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle
kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.
Kanser istatistiklerinin diğer ülkelere oranla daha iyi tutulduğu Amerika'da, bu istatistikler göstermiştir ki erkeklerin
yarısı kadınların ise üçte biri hayatlarının bir evresinde kansere yakalanacaklardır. Günümüzde, milyonlarca insan
kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Sigaranın bırakılması yada daha sağlıklı beslenme
alışkanlıklarının adaptasyonu gibi aktivitelerle yaşam stilinin değiştirilmesi, pek çok tür kansere yakalanma riskini
önemli oranlarda azaltılabilir. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi
ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.
Meme Kanserine Nasıl Tanı Konulur?
Meme kanserinin en yaygın belirtisi ağrısız bir kitlelenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın
ağrı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek gürülen belirtileri arasında, göğüste oluşan geçici olmayan değişimler, (örneğin kalınlaşma, şişlikler, deride tahriş yada bozulmalar, ve anlık akıntılar, aşınma, göğüs ucunun hassaslaşması
yada içe dönmesi de dahil olmak üzre göğüs ucu belirtileri). Tedavisi en kolay olan erken aşamadaki meme kanseri
tipik olarak hiç bir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol
programlarını uygulamaları çok önemlidir.
Meme kanserine erken aşamada tanı konması, tedavi seçeneklerinin sayısını, tedavinin başarıya ulaşma ve hayatta
kalma şansını önemli oranda arttırır. Erken tanı için temelde önerilen biri birini tamamlayıcı üç yöntem vardır;
- Kişisel (Kendi kendine yapılan) göğüs kontrolleri
- Klinik (Doktor tarafından yapılan) göğüs kontrolleri
- Mamogramlar
Normal de doktorlar 20 yaşından sonra her ay kişisel göğüs kontrollerinin yapılmasını, kırk yaşından sonrada yılda bir
kez olmak üzere klinik göğüs kontrollerini ve mamografiyi önermektedirler. Ancak daha sonraki mamogramlarınıza
referans olması için otuzlu yaşlarınızda en azından bir mamogram çektirerek saklamanız önerilir. Burada verilen
başlama yaşları, toplumun geneli için önerilmektedir, eğer yüksek risk grubunda olduğunuzu düşünüyorsanız kontrol programınızı dokturunuz ile konuşmalısınız. Kanserlerin küçük bir bölümü mamografi tarafından tanımlayamayacağı için, mamografiyi klinik göğüs kontrollerine alternatif olarak görmek yanlıştır.
Eğer bu testlerden birinde normal olmayan bir belirtiye rastlanırsa,
durumu açıklığa kavuşturmak için belirleyici testler yapılacaktır.
Unutmayın ki, göğüs kontrollerinde bulunan kitlelerin büyük bir kısmı kanser olmayan gelişimlerdir.
Kontroller sonrası şüphelerin giderilemediği durumlarda, kesin tanının
konması amacıyla biyopsi yapılır. Kitlenin büyüklüğüne, yerine, doktorun yada hastanın tercihine bağlı olarak biyopsi lokal anestezi alıtında iğneler le yapılabileceği gibi, ameliyatla kitlenin çıkarılmasıyla da yapılabilir.
Meme Kanseri Nasıl Tedavi Edilir?
Meme kanseri tedavisi ile ilgili kararlar hasta ve doktor tarafından birlikte alınmalıdır. Bu kararlar alınırken, kanserin aşaması, hastanın yaşı, diğer sağlık problemleri, önerilen tedavilerin riskleri ve getirecekleri yararlar göz önünde tutulmalıdır. Meme kanseri tanısı konmuş kadınların hemen hepsi göğüs ameliyatı geçirirler. Ameliyat sonrası bu tedaviyi tamamlamak amacıyla, radyasyon (ışın) tedavisi, kemoterapi, hormon tedavisi ve monoklinal antikor tedavisi gibi bugün standartlaşmış olan kanser tedavilerinden biri yada birkaçı uygulanır.
Bu tedaviler yerel ve sistematik tedaviler olmak üzre iki ana gurupta toplanabilir. Yerel tedaviler vücudun yanlızca bir bölgesinde yapılan ameliyat yada radyasyon tedavisidir. Sistematik tedaviler ise vücudun tümünde üzerinde yapılan tedavilerdir.
Tüm bu tedaviler palyatif amaçlıdır.Yani hastalığı ortadan
kaldırmaz,hastanın ömrünü uzatabilir.
Ameliyat
Göğüs ameliyatlarının temel amacı göğüste ve lenf bezlerinde bulunan kanserli hücreleri ve tümörü almaktır. Lampektomi operasyonunda, kanserli kitle ve onun etrafından bir miktar sağlıklı göğüs dokusu alınır. Basit yada toptan Mastektomi'deyse göğsün tamamının alınması operasyonudur. Değiştirilmiş radikal mastektomi operasyonunda göğsün tamamı ve koltuk altı lenf bezleri alınır, ancak radikal mastektomide olduğu gibi göğsün altında göğüs duvarında bulunan göğüs kasları alınmaz. Radikal mastektomi, göreceli olarak daha hafif olan ameliyat alternatiflerinin verimliliğinin artması sonucu günümüzde daha az tercih edilen bir ameliyat seçeneği olmuştur.
Hem lampektomi hem de mastektomi operasyonları genelde, koltuk altı lenf bezlerinin alınması operasyonu ile birlikte yapılır. Koltuk altı lenf bezleri alındıktan sonra kanserin buraya sıçrayıp sıçramadığı test edilir. Testlerin sonuçları tedavinin sonraki aşamalarına karar verilmesinde önemli rol oynar. Koltuk altı lenf bezleri bölgesinde yapılan ameliyat yada ardından gelen radyasyon tedavisi, lenf sıvısı dolaşımının aksaması ve sıvı birikimi ile ilintili olarak kolda ödem benzeri oluşumlar oluşmasına neden olabilir, bu durum lymphedema olarak bilinir. Yanlızca anahtar konumunda olan bir kaç lenf bezinin çıkartılması ile kanserin ne kadar yayıldığının belirlendiği yeni yöntemler, toplam lenf dolaşımında daha az değişikliğe neden oldukları için erken aşamadaki hastalarda daha tercih edilir yöntemler olmuşlardır. Bu yeni yöntemler arasında en çok yaygınlık kazanmış olanı 'Sentinel Node Biopsy' olarak adlandırılmaktadır.
Lampektomi operasyonu sonrası büyük bir çoğunlukla altı ila yedi hafta kadar sürecek olan radyasyon tedavisi yapılır. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, lampektomi ve ardından uygulanan radyasyon tedavisi pek çok durumda mastektomi kadar etkindir.
Radyasyon Tedavisi
Radyasyon (Işın) tedavisi ameliyat sonrası göğüste, göğüs duvarında veya koltuk altında kalmış olabilecek kanser hücrelerini öldürmekte kullanılabileceği gibi, ameliyat öncesinde ameliyatta alınacak olan tümörün boyutunun küçültülmesi amacıyla da kullanıla bilinir. Yakın geçmişte kat edilen teknolojik ilerlemeler, bu tedavinin daha hassas ve arzulanan bölgeye daha başarılı olarak odaklanarak yapılabilmesine olanak tanımıştır. Bunun bir sonucu olarak radyasyon tedavisinin yan etkilerinde büyük oranlarda azalma gözlemlenmiştir.
Sistematik Tedaviler
Meme kanserinin tedavisinde kullanılan sistematik tedavi seçenekleri arasında kemoterapi, hormon tedavisi ve monoklinal antikor tedavisi vardır. Gözlemlenebilen tümörün ameliyat ile alınması sonrasında yapılan sistematik tedavi alınmış olan tümörden ayrılarak vücudun başka yerlerine gitmiş olabilecek kanser hücrelerini yok etmeyi hedefler. Ameliyat sonrası yapılan bu tip sistematik tedavilere tamamlayıcı anlamına gelen adjuvan tedaviler denir. Alınan tümörün boyu, histolojisi, kanserin lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı adjuvan sistematik tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesinde önemlidir. Adjuvan sistematik tedavilerin etkinliği, deneklerin rastgele seçildiği 400 den fazla klinik deneyde test edilmiştir. Bu çalışmalar göstermiştir ki, adjuvan sistematik tedavilerin yararları (meme kanserinin yenilemesi, ve ölüm oranları göz önüne alındığında) tedaviden sonraki 15 yılın sonrasında bile gözlemlenebilmektedir.
Sistematik tedavi tanı anında meme kanseri ileri aşamada olan hastalarının tedavisinde de kullanılır. Bu gibi durumlarda, kanserin büyük bir çoğunluğunun ameliyat ile alınması olası değildir ve sistematik tedaviler temel tedavi yöntemi olurlar.
Kemoterapi
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki bazı kemoterapi ilaçları birlikte alındıklarında, tek başına alınan ilaçlardan daha etkin olmaktadırlar. Kemoterapinin ilk aşamasında genellikle cyclophosphamide, methotrexate, fluorouracil, doxorubicin (Adriamycin), epirubicin, ve paclitaxel (taxol) adlı ilaçların özel karışımları kullanılır. Kanserleri bu ilk aşama ilaçlara dayanıklı hale gelen hastaların yaklaşık olarak %20 ila %30'u ikinci aşama kemoterapi ilaç tedavisine cevap verirler.
Hormon Tedavisi
Östrojen, yumurtalıklar da üretilen bir hormondur ve bazı meme kanserlerinde kanserin büyümesine yardımcı olur. Yapılan testler sonucu kanser hücrelerinde östrojen veya progesteron hormonları için algılayıcılar bulunan kadınlar, östrojenin bu hücreler üzerindeki etkilerini durdurucu ilaçlar önerilebilinirler. Bu amaçla günümüzde en yaygın olarak kullanılan ilaç tamoxifen'dir. Araştırmalar göstermiştir ki, tamoxifen meme kanserinin yıllık yenileme riskini %26, yıllık ölüm oranını %14 oranında düşürmektedir. Kanser hücrelerinde yukarıda sözü geçen hormon algılayıcıları bulunan kadınlar dan hem menepoz öncesi hemde menepoz sonrası olanlar hormon tedavisinden yararlanabilirler. Yumurtalıkların alınması yada ilaç ile yumurtalık işlevlerinin askıya alınması tedavisi gören menopoz öncesi kadınlarda östrojen üretimi önemli ölçüde azaldığından yaşam oranlarında önemli gelişmeler gözlemlenmiştir.
Monoklinal Antikor Tedavisi
HER-2 adındaki bir protein meme kanseri hücrelerinin büyümesini düzenlemekte önemli bir rol oynar. Meme kanserlerinin yaklaşık olarak üçte birinde, bu protein aşırı miktarlarda bulunur. Trastuzumab (Herceptin) bir monoklinal antikor tedavisi şeklidir ve kanserlerinde aşırı miktarda HER-2 proteini olan hastalarda HER-2 proteinin etkilerini bloke eder. Kemoterapi sonrasında tümörleri büyümeye devam eden hastalarda, herceptin yanlız kullanılabileceği gibi kemoterapi ile birlikte de kullanılabilinir. Her iki durumda da, bu tedavi sonrasında bazı kanserlerin küçüldüğü ve yaşam süresinin uzadığı gözlemlenmiştir.
Kemoterapi
Bu bölümde meme kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi ve yan etkileri hakkında genel bilgiler bulacaksınız. Kemoterapide kullanılan ilaçlar hastalara göre özel olarak karıştırılır, dozajı, verilme şekli ve verilme süreci de hastalara özel olarak ayarlanır, bu nedenle kemoterapinin yan etkileri de hastadan hastaya çok büyük farklılıklar gösterebilir. Bu bölümde kemoterapinin pek çok yan etkisi detayları ile açıklanmışsada, söz konusu yan etkilerin pek çoğunun geçici ve kemoterapinin hemen ardından oluştuğu akılda tutulmalıdır. Pek çok durumda, meme kanserinin kemoterapi ile tedavisinin yararları, kemoterapinin riskleri, verdiği rahatsızlıklar ve yan etkileri ile karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. Meme kanserinin tedavisinde kemoterapi vazgeçilemez bir tedavi şeklidir ve genellikle ameliyat veya diğer tedavilerle birlikte kullanılır. Meme kanseri hastaları göreceleri kemoterapinin tüm boyutlarını doktorları ve kanser tedavi ekibi ile tartışmalıdırlar.
Kemoterapi nedir?

Kemoterapi, anti kanser ilaçlarının kullanılarak tümörlerinin büyümesinin önlenmesi yada kontrol altına alınmasıdır. Kemoterapi genellikle diğer tedavileri tamamlamak amacı ile yapılır, bu tip kemoterapiler adjuvant kemoterapi olarak adlandırılırlar. Öncelikli olarak yapılan ameliyat yada radyoterapi tedavileri meme kanserinin bölgesel (göğüs) tedavisini amaçlar. Kemoterapi genellikle el ya yada koldaki küçük damarlara geçici iğneler aracılığı ile, yada daha büyük damarlara takılan port adı verilen vücut içi araçlar yardımı ile verilir. Bazı kemoterapi ilaçları hap yada şurup formunda ağızdan verilebilir. Bunun yanı sıra kas yada deri altına veya tümör bölgesine doğrudan enjeksiyon şeklinde verilen kemoterapi ilaçları da vardır.
Kemoterapinin kullanım amaçları arasında:
- Kanserin tedavisi
- Kanserin vücudun diğer bölgelerine yayılmasının durdurulması
- Kanserin büyümesinin yavaşlatılması
- Kanser hücrelerinin öldürülmesi
- Kanserin verdiği şikayetlerin azaltılması
Kemoterapi sistematik bir tedavi şeklidir, başka bir değişle, kan dolaşımı aracılığı ile vücudun tüm bölgelerine yayılır, vücuttaki tüm doku ve organları etkiler. Bu açıdan bakıldığında, kemoterapi ameliyat ve radyoterapi gibi yerel tedavi amaçlayan tedavilerden farklıdır. Her hastanın özellikleri incelenerek, kanserin en etkin tedavisi hem yerel hem de sistematik tedavilerin uygun bir karışımının uygulanması ile sağlanır.
Kemoterapinin Verilme Şekilleri
Kemoterapi alan meme kanseri hastaları, bir ilaç alabilecekleri gibi birden fazla ilacın birden verildiği karışımları da alabilirler. Pek çok doktor birden fazla ilacın karıştırılarak birden verildiği kombinasyon tedavisinin tek ilaçla yapılan tedaviden daha etkin olduğu konusunda hem fikirdirler. Kombinasyon tedavisi, karışımında bulunan ilaçların her birinin daha az oranda alınmasına rağmen kanser hücrelerinin kontrol altına alınmasında daha iyi sonuçlar vermiştir. Daha yüksek dozda verilen tek ilaçlık kemoterapi tedavileri ile karşılaştırıldığında kombinasyon kemoterapisi daha iyi sonuçlar vermesinin yanı sıra daha az yan etkilere yol açmaktadır. Günümüzde, farklı kanser türlerinin tedavisinde kullanılan 90 dan fazla kemoterapi ilacı vardır.
Kemoterapi meme kanseri hastalarının alabileceği tek tedavi olabileceği gibi ameliyat gibi diğer tedavilerden önce yada sonra da uygulanabilir. Ameliyat öncesi yapılan ve tümörün boyutunu küçültmeyi amaçlayan kemoterapilere neoadjuvant kemoterapi adı verilir. Bunun yanı sıra, neoadjuvant kemoterapi hastanın tümörü üzerindeki en etkin ilacın ve dozajın bulunması amacı ile de kullanıla bilinir. Bu amaçla tedavi süresince tümörün gelişimi gözlemlenir.
Ameliyat gibi yerel tedavilerin sonrasında yapılan kemoterapiye adjuvant kemoterapi adı verilir. Çalışmalar göstermiştir ki göğsün alınması (mastektomi) yada kitlenin alınması (lumpektomi) operasyonlarının ardından yapılan adjuvant kemoterapi meme kanserinin yeniden oluşması riskini önemli bir ölçüde azaltmaktadır. 2000 yılının kasım ayında yapılan uluslar arası bir toplantıda, uzmanlar kanseri göğüs dışına çıkmamış hastalarda da adjuvant kemoterapinin standart tedavi olarak önerilmesi üzerinde görüş birliğine varmışlardır.
Kemoterati ilaçları ve veriliş şekilleri genellikle her hasta için ayrıca düzenlenir. Kemoterapi planlanlanırken, hastanın yaşı, genel sağlık durumu, kanserin durumunu gösteren aşama (stage) ve sınıfı (grade) gibi parametreler, diğer sağlık problemleri, geçmişte yapılmış ve gelecekte yapılması planlanan tedaviler göz çnünde tutulmalıdır. Meme kanseri tedavisinde uygulanan kemoterapi genellikle üç ila altı ay sürer. Bu süre içinde ilaçlar günlük, haftalık, aylık yada hastanın ilaçlara gösterdiği tepkiler göz önüne alınarak başka aralıklarla verilebilir. Kemoterapi seansları genellikle sürekli olmaz, çünki kemoterapi ilaçları kanseri hücreler kadar sağlıklıları da etkiler. Doktorların, kemoterapinin hastalar üzerindeki etkilerini gözlemlemek için uyguladıkları pek çok yöntem vardır. Bunların arasında, fiziksel muayeneler, kan testleri, bilgisayarlı tamografiler, MR taramaları ve röntgen çekimleri vardır.
Meme kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi kombinasyonları arasında:
- cyclophosphamide (Cytoxan), methotrexate (Amethopterin, Mexate, Folex), ve fluorouracil (Fluorouracil, 5-Fu, Adrucil) (bu terapi CMF olarak adlandırılır)
- cyclophosphamide, doxorubicin (Adriamycin), ve fluorouracil (bu terapi CAF olarak adlandırılır)
- doxorubicin (Adriamycin) ve cyclophosphamide (bu terapi AC olarak adlandırılır)
- doxorubicin (Adriamycin) ve cyclophosphamide ile paclitaxel (Taxol)
- doxorubicin (Adriamycin), ve ardından CMF
- cyclophosphamide, epirubicin (Ellence), ve fluorouracil
----- Original Message -----
From: ufuk artan
Sent: Sunday, October 05, 2008 12:17 PM
Subject: TEDAVİ
MERHABA, ben diyarbakırdan ufuk. konu annemin rahatsızlığı yaşı:52
TEŞHİS:MEME CA, AKCİĞER,BEYİN, KEMİK METASTAZI
düşünceler: Annem 7 nisan 2005 tarihinde sağ meme ameliyatı olup alınmıştır
Ameliyattan sonra 8 kür kemoterapi alıp 30 gün radyoterapi almıştır.
Daha sonra tamoksifen adlı tableti kullanmaya başlamıştır 1 yıl iyiydi. Daha
sonra akciğerde su toplandı. ve oraya da yayıldı. 12kür kemoterapi almıştır.
daha sonra arowasin tablet kullanmaya başlanmıştır.ve 3 ay sonra kontrole
gittiğimizde tekrar akciğerde sıvı toplandığı söylendi.ve göğüs cerrahi
kliniğine yatırılıp (doktorun karneye yazdığı teşhiste malingn masif plevral
effüzyon tanısı yazmıştır.)akciğerindeki sıvı alınmıştır. 1ay tekrar arowasin
isimli ilaca tekrar başladı. sonra 1 aydan sonra tekrar sıvı oluştu evde 5 kür
kemoterapi görüldü.(xelode 500 mg)daha sonra beyin emarı ve kemik sintigrafisi
istenildi sonuç olarak beyin ve kemik tede metastazı oluştuğunu söyledi. daha
sonra beyin ve akciğerinden 10 gün ışın(radyoterapi) gördü. şu anda ki
belirtileri ,
Halsizlik, el ve ayaklarda uyuşukluk, ayağa kalkamama sadece wc ihtiyacını bizim
aracılığımızla görmekte,canının ağrılarının fazla olduğu, nefesinin kesilmesi
sanki uzun maraton koşmuş ve yorulmuş gibi,bulantı, iştahında azalma, karnında
şişkinlik
belirtileri vardır.
Şu anda doktorumuz pazartesi günü gidip akciğer tomografisi ve kan
tahlilleri istedi yarın gidip yapılacak.bunların sonuçlarına göre bize tekrar
kemoterapi ve kemik güçlendirici ilaçları başlayabiliriz dedi. bizde internetten
sizin reklamınızı gördük ve sizinle temasa geçtik . Yardımcı olursanız çok
seviniriz.Allah yardımcınız olsun iyi çalışmalar
YUKARIDAKİ MAİLDE DE GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ MEME KANSERİNDE
KEMOTERAPİ TAM BİR FİYASKODUR VE ASLA ÇÖZÜM DEĞİLDİR
MEME KANSERİNDE KEMOTERAPİ HİÇ FAYDA SAĞLAMIYOR,
AKSİNE ZARAR VERİYOR..
----- Original Message -----
Sent: Sunday, January 04, 2009 10:21 AM
Subject: meme kanseri
Hocam merhabalar,
Ben anneme şifa arıyorum. Anneme 2008 nisan ayında meme kanseri teşhisi kondu.
Sol meme üst kadranda ceviz büyüklüğünde bir kitleyi fark ederek hastaneye
başvurduk. İstanbul da gittiğimiz özel bir hastane ameliyatla tüm memeyi ve lenf
bezlerini almayı önerdi kabul etmeyerek Cerrahpaşa Tıp Fakültesine başvurduk.
Orada da ameliyat yerine sekiz seans kemoterapiye karar verildi ve 21 günde bir
8 seans kemoterapi uygulandı. Annem 57 yaşında. Kemik, karaciğer ya da beyin
.... metastaz durumu yok. sadece sol memede kitle ve 1 lenf nodu tutulumu var.
Fakat tümör çok büyüdü. Ceviz büyüklüğünde iken kemoterapiden sonra yumruk
büyüklüğüne ulaştı.
En son onkoloğumuz"Kemoterapi cevap vermemiş" dedi. Şu an radyoterapi
düşünülüyor ama bu seferde boyunda bir beze ortaya çıktı. henüz ona biyopsi
yaptırmadık. Büyük ihtimal yine ameliyat denmeyecek. radyoterapi de boyundaki
bezeden dolayı sakıncalı olabilirmiş. Hormon tedavisine geçebiliriz dedi.
Hocam zaman kaybetmek istemiyorum. geçen her dakika annemi benden ayıracak.
Vakit kaybetmeden doğru yolu bulup ilerlemek istiyorum.
Alternatif tıbba sonuna kadar inanan birisiyim. Hocam geçmiş tecrübelerinizi
bilginizi şefkatinizi de katarak bana bir çözüm önerin.
Hayırlı cevaplarınızı bekliyorum. saygılarımla. Kolay gelsin.
Özdem ATAŞ
Polis Memuru
Kemoterapinin Potansiyel Yan Etkileri
Meme kanserinin tedavisi için kemoterapi gören hastalarda, bu tedaviye bağlı olarak görülen yan etkiler bazı faktörlere bağlı olarak oldukça fazla farklılık gösterebilir. Bu faktörlerin arasında, kullanılan ilaçların tipleri, dozajları, ve verilme süreleri vardır. Akılda tutulmalıdır ki, bu bölümde açıklanan yan etkiler olası yan etkilerdir ve bazı hastalar bu yan etkilerden hiç etkilenmezken bazı hastalar bir yada bir kaçından etkilenir. Pek çok durumda, meme kanserinin kemoterapi ile tedavisinin yararları, kemoterapinin riskleri, verdiği rahatsızlıklar ve yan etkileri ile karşılaştırılamayacak kadar büyüktür.
Kemoterapinin en yaygın yan etkileri:
- Mide bulantısı ve kusma
- Saç kaybı (alopecia)
- Yorgunluk
Bazı kemoterapi ilaçları midenin ve bağırsakların iç yüzeyini oluşturan dokuları hassaslaştırabilir. Cisplatin, cyclophosphamide, doxorubicin ve yüksek dozlarda verildiğinde etoposide mide bulantısı ve kusmaya yol açması daha olası kemoterapi ilaçlarıdır. Bazen mide bulantısı ve kusma tedavinin hemen ardından yada tedaviye başlanması ile başlar. Bazı durumlarda da hastalar beklentilerinden etkilenerek mide bulantısı yaşayabilirler, bu hastaların mide bulantısı ile tedavi arasında kurdukları psikolojik ilişkilendirmenin bir sonucudur. Pek çok durumda, kemoterapinin yan etkisi olarak görülen bulantı ve kusmanın önüne geçilmesi için ilaçlar verilebilir.
Saç kaybı (alopecia) kemoterapinin diğer bir yaygın yan etkisidir. Oluşan saç kaybı geçicidir ve bazı kadınlarda saç köklerinin kemoterapi ile zayıflayarak daha hızlı saç dökülmesine yol açması nedeni ile oluşur. Saçlarını kaybeden kadınlarda saç kaybı ikici kemoterapi civarında oluşur. Kemoterapinin bitmesi ile saçlar geri gelir, ancak bazı hastalarda saçlar hastanın kemoterapi öncesi sahip olduğundan farklı olarak geri gelebilir (Düz yada kıvırcık saçlar gibi). Kemoterapi ile saçlarını kaybeden kadınlar, kemoterapi boyunca değişik eşarplar, şapkalar yada peruklar kullanabilirler.
Beyaz (akyuvarlar) ve kırmızı (alyuvarlar) kan hücreleri ile kanamayı önleyici kan hücreleri olan platelet lerin sayısının azalması kemoterapinin diğer bir olası yan etkisidir. Akyuvarlar vücudun bağışıklık sisteminin temel taşlarındandır. Normalde bir milimetreküp kanda 4,000 ila 10,000 tane arasıda akyuvar bulunur. Akyuvar sayısının bu normal değerlerin altına inmesine leukopenia denir. Aslında bir kaç çeşit akyuvar hücresi vardır, neutrophils adı verilen akyuvar hücreleri vücudun enfeksiyonlarla savaşmasına yardım ederler. Bu hücrelerin sayısının çok fazla azalmasına neutropenia adı verilir. Neutropenia kemoterapi tedavisi boyunca kontrol edilmesi gereken bir yan etkidir, ve genellikle bağışıklık sistemini güçlendiren ilaçlar yardımı ile tedavi edilebilir.
Kemoterapi kandaki alyuvar sayısının azalmasına da neden olabilir. Normalde, bir milimetreküp kanda 4 ila 6 milyon tane alyuvar vardır. Alyuvar sayısının normal değerlerin altına düşmesi ile anemi oluşur. Yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, nabız da ve soluma hızında artış anemisi olan hastalarda görülebilen şikayetler arasındadır. Anemi bazı durumlarda ilaçlarla tedavi edilebileceği gibi, alyuvar sayının çok azalması kan naklini gerektirebilir.
Kemoterapi gören hastaların bazılarında platelet sayısı normal değeri olan millimetreküpte 150 ila 450 bin adetten daha aza inebilir. Bunun bir sonucu olarak hastalar da küçük ve büyük berelenmelere olan yatkınlığın artması, kesilmeler sonucunda normalden uzun süren kanamalar, burun ve diş eti kanamaları görülebilir. Platelet sayısı aşırı şekilde azalan hastalarda iç kanamalar da görülebilir. Bu gibi durumlarda hastalara platelet aktarımı yapılır. Bunun yanı sıra bazı durumlarda operlvekin (Neumega) gibi ilaçlarda verilebir.
Kemoterapi alan kanser hastaları, kemoterapinin erken menepoza yada kısırlığa yol açabileceğini bilmelidirler. Kemoterapiye başlandığında doğal olarak menapoza girmeye yakın olan kadınların kemoterapinin sonucu olarak daha erken menapoza girme olasılığı daha fazladır. Kemoterapi alan kadınların bir kısmıda menopoza girmekte olan kadınlarda görülen belirtiler görülebilir, bunların arasında ani terlemeler, vajinal kuruluk ve adet dönemlerinde düzensizleşmeler vardır. Bu şikayetler seyrek görülen şikayetler değildirler ve genellikle ilaçla yada kemoterapi tedavisinde yapılan değişikliklerle tedavi edilebilirler. Bu tip şikayeti olan kadınların, bu durumu doktorları ile tartışmaları önerilir. Kemoterapi ilaçları hamilelikte alındıklarında sakat doğumlara neden olabilirler, bu nedenle kadınların kemoterapi boyunca hamile kalmamaları önerilir. Tedavi sonrası çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bu isteklerini doktorları ile tartışmaları önerilir. Yapay döllenme veya benzeri yöntemlerde kullanılmak amacı ile sperm veya yumurtanın tedavi öncesi alınarak saklanması gibi yöntemler yüksek risk grubundaki kadınlara önerile bilinilir.
Kemoterapinin bunlar dışındaki yan etkileri arasında:
- Enfeksiyon riskinin artması
- Ağız yaraları
- Tat alma duygusunda değişmeler
- İştah azalması
- İshal yada Kabızlık
- Karıncalanma veya yanma hisleri
- Ellerde ve ayakta uyuşma hissi
- Deri rahatsızlıkları (kızarıklık, döküntü, akne)
- Tırnaklarda koyulaşma, kırılganlaşma yada çatlama
- Böbrek ve mesane enfeksiyonları
- Kemoterapinin hemen ardından gelen nezle benzeri belirtiler
- Vücutta sıvı toplanması
Bunlara ek olarak, bazı kemoterapi ilaçlarının daha başka riskleri vardır. Örneğin, uzun bir süre boyunca yüksek dozlarda alındığında doxorubicin (Adriamycin) adlı ilaç kalıcı kalp problemlerine yol açabilir. Adriamycin kullanması gereken hastalar tedavi öncesi kalp problemleri için kontrolden geçmeli ve durumları tedavi boyunca gözaltında tutulmalıdır.
Sonuç
Kemoterapi kanser tedavisinde ve kanserin tekrarlama riskini azaltmada çok etkin bir yöntem olabilir. Araştırmacılar kemoterapi ve kanser tedavisi konularında önemli ilerlemeler göstermektedirler. Araştırmaların devam etmesi ile, yan etkisi daha az ve daha etkin kemoterapi ilaçlarının daha yaygın olması beklenmektedir. Buna ek olarak, kemoterapinin istenmeyen yan etkilerini önleyen ilaçların gelişimi de devam etmektedir. 2000 yılının kasım ayında yapılan uluslararası bir toplantıda, uzmanlar kanseri göğüs dışına çıkmamış hastalarda da adjuvant kemoterapinin standart tedavi olarak önerilmesi üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Meme kanseri olan kadınların kemoterapi konusunu doktorları ile tartışmaları önerilir.
Ancak özetle şunu belirtmek gerekir ki maalesef kemoterapiler meme kanserlerinde
de kalıcı çözümler sağlamıyorlar.Hastanın ömrünü bir süre uzatabiiiyor.
Göğüs’ün (memenin) Anatomisi

Göğüs genelde dairesel yada göz yaşı damlası şeklindedır. Ancak göğüs dokusu köprücük kemiğinden sütyen çizgisine ve göğüs kemiğinden koltuk altına kadar bulunabilir. Bu nedenle kişisel göğüs kontrolleri yapılırken bu alanların tümünün kontrol edilmesi ve mastektomi yapılırken bu alanlardaki dokularında alınması çok önemlidir.
Göğüs süt bezlerinden, süt kanallarından, dolgu malzemesi olan yağ dokusundan ve taşıyıcı olan lif dokusundan oluşur. Süt bezleri lob adı verilen gruplarda toplanırlar. Her lob, pek çok sayıda daha küçük lob içerir. Bu küçük loblar sayısı bir düzineye varan ve küçük üzümlere benzeyen minik ampul şeklindeki bezleri içerir, ve süt burada üretilir. Göğüslere dokunulduğunda yumru yumru hissedilmesinin nedeni budur. Duct adı verilen küçük kanalcıklar üretilen sütü göğüs ucuna taşır.
Göğsün içinde kas yoktur ama, pectoralis major and pectoralis minor adı verilen iki kas göğsün altındaki kaburgalara bağlıdır.

Göğsün içinde göğse oksijen ve besin taşıyan damarlar vardır. Damarda kan ile beraber dolaşımda olan lenf sıvısı, (vücudun savunma sisteminde önemli bir rol oynar), damar duvarlarından sızar ve hücrelerin arasındaki boşlukta birikir. Bunların toplanması ve ana kan dolaşımına geri kazandırılması için lenf kanalları vardır. Bu kanallar boyunca, lenf sıvısı lenf bezleri adı verilen fasulye tanelerine benzeyen organlar tarafından süzülür. Göğüste toplanan lenf sıvısının büyük bir bölümü koltuk altına doğru toplanır, burada harici lenf bezleri tarafından süzüldükten sonra lenf sıvısı dolaşım sistemine geri döner.
MOMOGRAFİ ESNASINDA ALINAN RADYASYON HAKKINDA GELEN BİR E-MAİL
----- Original Message -----
From: "orhanakalin"
To:
Sent: Thursday, May 12, 2005 12:00 PM
Subject: neden mamografi değil?
Neden Mamografi Değil?
Avrupa ülkelerinde 50 yaşın altındaki kadınlara neden mamografi önerilmiyor?
Gazetelerin sağlık sayfaları ve televizyonlardaki sağlık programları incelendiğinde, kansere yol açan etkenlerin hayatımızdan çıkarılmasını öngören birincil önleme çalışmalarına hiç yer verilmediği ve kanser karşısında yapabileceklerimizin 'erken teşhis' ve 'sağlıklı yaşamla' sınırlandırıldığı görülecektir. Daha çok kadınları ilgilendiren meme kanseri konusunda ise yapılabilecek en önemli şey olarak düzenli mamografi çektirilmesi gösterilmekte, bizzat mamografinin arz ettiği tehlikeler ve mamografi filmlerinin ne kadar doğru sonuç verdiği (etkinliği) hakkındaki görüşler konusunda ise okurlar/izleyenler bilgisiz bırakılmaktadır. Oysa mamografinin tehlikeleri ve etkinliği ile ilgili Batıda önemli bir bilimsel literatür oluşmuş durumdadır ve bu konuda faaliyet gösteren azımsanmayacak sayıda kadın grubu vardır. Üstelik mamografi konusunda Batı dünyasında önemli uygulama farklılıkları bulunmaktadır.
Mamografi, kadınlarda meme kanserini erken teşhis etmek için kullanılan radyasyona dayalı bir teşhis yöntemidir. ABD'de ve Türkiye'de, 40 yaş-üstü kadınlardan yılda bir defa mamografi çektirmeleri istenmekte, ayrıca yüksek meme kanseri riski taşıyan kadınların ise daha erken yaşta mamografi çektirmeleri tavsiye edilmektedir. Avrupa'da ise mamografi saldırgan bir şekilde savunulmamakta ve 'menopoz-öncesinde etkin bir teşhis yöntemi olmadığından' yalnızca menopoza girmiş (50 yaş üstü) kadınlardan iki ya da üç yılda bir mamografi çektirmeleri istenmektedir.
Aslında mamografinin oluşturduğu radyasyon tehlikesi ve mamogramların (mamografi filmleri) ne kadar doğru sonuçlar verdiği uzun süreden beri tıp çevrelerinde bir tartışma konusudur. Mamografinin çok yüksek doz radyasyon içerdiğini söyleyenler, mamografinin kanseri erken teşhis etmek şöyle dursun içerdiği yüksek doz radyasyon nedeniyle kansere neden olduğunu iddia etmekte ve durumun vehametini anlatabilmek için Atom Bombası örneğini vermekteler: 'menopoz-öncesi rutin mamografiden kaynaklanan radyasyon, Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombasının atıldığı yerde bulunan kadınların maruz kaldığı doza ulaşmaktadır.'
Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) standartlarına göre mamografide tek bir film için izin verilen maksimum radyasyon dozu 300 milirad'dır (bir göğüs röntgen filminin içerdiği radyasyon miktarı sadece 1 milirad'dır.), bir kerede en fazla kaç film çekileceği konusunda ise herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır! Yani her bir meme için dört film çekildiğinde bir mamografi seansında hastanın her bir memesinin maruz kaldığı radyasyon miktarı FDA standartlarına göre 1.2 radı bulabilmektedir. Ayrıca, filmin iyi çıkmadığı durumlarda üste üste defalarca film çekildiğini de unutmamak gerekir.
Radyasyonun birikimli bir etkiye sahip olduğu dikkate alındığında, 40 yaşından başlamak üzere her yıl mamografi çektiren bir kadının 50 yaşına geldiğinde her bir memesi için toplam yaklaşık 12 rad kadar bir radyasyona maruz kalabileceğini buluruz. Bu miktarın uç bir değer olduğu söylenebilir, bugünkü uygulamada her bir filmde ortalama radın (ABD'de) 160 milirada düştüğü iddia edilebilir. (Radyasyon gibi önemli bir konuda ortalamalara göre mi hareket etmek lazım yoksa uç değerler göre mi?) Bu miktar, cihazın türüne ve durumuna göre değişebilmektedir. İzin verilen dozun yarısı kadar oranında bir maruziyetin bile 10 yıl boyunca neden olduğu kümülatif etki çok büyük değerlere ulaşmaktadır. Kısaca mamografi çektirerek ciddi düzeyde bir radyasyon riski almaktasınız.
Radyasyonun farklı yaş-gruplarına etkilerinin farklı olduğunu da ayrıca belirtmek gerekir: çocukların radyasyona duyarlılığı çok yüksektir ('hamile kadınlar hangi seviyede olursa olsun radyasyona maruz kalmamalıdır', binaların girişindeki X-ray cihazları?); menopoz-öncesi bir kadının radyasyon hassasiyeti ise menopoz-sonrası bir kadının hassasiyetinden daha yüksektir. Ayrıca genetik yapı da radyasyona karşı gösterilen hassasiyetde belirleyici olabilmektedir; 'sessiz A-T (ataxia-telangiectasia) geni taşıyıcısı olan ve dolayısıyla radyasyonun kanserojenik etkilerine oldukça duyarlı olan %1-2 civarındaki kadınların mamografiden dolayı meme kanseri riskleri ise dört kat daha yüksektir.'
Tehlikelerinin yanı sıra mamografinin ne kadar etkin bir teşhis yöntemi olduğu da ciddi eleştirilerle karşı karşıyadır. Menopoz-öncesi kadınlarda vücut daha yüksek düzeyde östrojen ürettiğinden meme yoğun bir yapıya sahiptir. Bu daha yoğun yapı erken aşamadaki küçük tümörleri maskelemekte ve mamografiyle tespitinin önüne geçmektedir. Ve sonuçta mamogramlar meme kanserini teşhis edemeyebilmekte ve yanlış bir şekilde negatif sonuç verebilmektedir. Bu tür vakaların sayısı ihmal edilemeyecek boyuttadır. Kendisine endişe edilecek bir şey yok denen çok sayıda kadın sonradan konan meme kanseri teşhisiyle sarsılmaktadır. 'Günümüz pratiğinde mamogramlar tüm tümörlerin dört birinden fazlasını atlamaktadır.'
Ve bir de tam tersi durumlar bunmaktadır, hatta bunların oranı daha da yüksektir: Aşırı teşhisler. Mamogramda bir kitleye rastlanmakta, gereksiz biyopsiler yapılmakta ve bu kitleyi almak için lampektomi veya mastektomi uygulanmakta ve hatta 'hasta' bu bulgular nedeniyle kemoterapiye alınmaktadır. 'Aşırı teşhis ve akabinde uygulanan aşırı-tedavi mamografinin önemli risklerindendir. Görüntülemenin artışına paralel olarak DCIS teşhislerinde büyük bir artış yaşanmıştır. DCIS teşhis edilen hastalar lampektomi veya mastektomi artı kemoterapi uygulanmaktır. Halbuki DCIS'ların %80'ı bırakıldıklarında hastanın sağlığı için bir tehlike oluşturmazlar.' 'Mamogram sonrası yapılan biyopsilerin dörtte üçü kadarı selim lezyonlar çıkmaktadır.'
Mamografi görüntülemesinin kalitesi de önemlidir. Mamografinin kalitesi, cihazın yaşına ve gerekli bakımların yapılıp yapılmadığına, teknisyenin ve filmi yorumlayan radyoloğun bilgi ve tecrübesine bağlıdır. Mamografi çekilen merkezlerin denetlenmesi ve makinaların kalibrasyonun ölçülmesi gerekmektedir. ABD'de FDA'nın bu merkezleri yılda bir kez denetlemekte ve makinaların kalibrasyonunu ve performans standartlarını ölçmektedir. ABD Sayıştayı'nın hazırladığı 1997 tarihli bir raporda 'ilk yapılan incelemelerde bu merkezlerin dört birinden fazlasının ciddi ihlallerde bulunduğu' belirtilmektedir.
Mamografi çektirmeye karar vermeden önce ciddi düzeyde bir radyasyon riski alacağınızı ve gereksiz müdahelelerle karşılaşacabileceğinizi aklınıza getirmenizde fayda var. Kanser oranları artıyor, bunun tıbbi nedenleri de var!
Orhan Akalın
Kanser Önleme Koalisyonu(www.preventcancer.com)
orhanakalin@atlas.net.tr
Kaynakça:
Samuel S. Epstein, Kanseri Başlamadan Durdurun, Domino Yayıncılık, 2005.
Susan Love, Dr. Susan Love's Breast Book, Perseus Publishing, 2000.
Epstein&Steinman, The Breast Cancer Prevention Program, Macmillan, 1997.
Breast Cancer Action web sitesi (www.bcaction.org)
30.04.2008
Mynet Haber
Meme
kanseri neden tekrarlıyor?
Şu an
uygulanan kemoterapi yönteminin meme kanserini tamamen ortadan kaldıramaması
nedeninin, bu tedavinin tümörün kök hücrelerini yok etmemesi olabileceği
bildirildi.
ABD'nin Baylor Tıp Fakültesinden araştırmacılar, sıradan
kanser ilaçlarının kanserin
yayılmasını engellediğini ancak kanser kök hücrelerinde etkili olamadığını
belirttiler.
Bunu "bahçıvanın bahçedeki karahindibaları kesip köklerini bırakmasına" benzeten
araştırmacılardan Dr. Michael Lewis, "Şu an uygulanan kemoterapinin sık sık
başarılı olamaması nedenlerinden birinin, tedavinin tümörü yok etmesi ancak kök
hücrelere dokunmamasıyla açıklanabileceğini" söyledi.
Bu hücrelerin doğaları gereği mevcut kanser tedavilerinin etkilerine dirençli
olabileceğini belirten Lewis, tümörlerle daha etkili mücadele için izlenmesi
gereken yolun, özellikle kök hücreleri hedef
alan ilaçların geliştirilmesinden
geçtiğini ifade etti.
Lewis, halen deneme safhasında olan Lapatinib (Tykerb) adlı ilacın diğer kanser
ilaçlarıyla kullanıldığında hem kanser kök hücrelerini, hem de meme tümörünü yok
etmekte etkili olabileceğini söyledi.
Araştırmacılar, farklı tedavilerden önce ve sonra hastaların meme tümörlerinde
biyopsi yaptılar. Mevcut kemoterapi yöntemi uygulanan ilk gruptaki 31 hastada
tümör yapan kanser hücrelerinin sayısı önemli oranda azaldı ancak kanser kök
hücrelerinin oranının tedaviden öncekinden daha fazla olduğu görüldü.
Araştırmacılar, kanser kök hücrelerinin oranının çok önemli olduğunu çünkü
kemoterapinin kanser hücrelerini yok ettiğini ve kök hücrelerine dokunmadığını
vurguladılar.
Metastas riskini artıran HER2 proteininin fazla olduğu 21 hastadan oluşan ikinci
grupsa Lapatinib tedavisi gördü. Kötü hücrelerin sayısı önemli oranda düşerken
kanser kök hücrelerinin oranı aynı kaldı ya da azaldı. Araştırmacılardan Jenny
Chang bunun, kanser kök hücrelerinin tümörün kendisiyle aynı oranda yok olduğu
anlamına geldiğini ve bunun bu araştırmayla ilk kez gösterildiğini söyledi.
Araştırma ABD Ulusal Kanser Enstitüsü dergisinde yayımlandı.
BİR MEME KANSERLİ BAYANIN KIZININ MEKTUBU AŞAĞIDADIR
---- Original Message -----
From: "Turkan türk"
To:
Sent: Sunday, June 18, 2006 9:47 PM
Subject: Meme kanseri ve metastazları için
lütfen acil cevap bekliyorum
Size şimdiden tefekkür ediyorum.
Kanser karşısında çaresiz kalmak kadar kötü bir şey olamaz bir insanın gözünüzün önünde eridiğini görmek anlatılabilecek bir duygu değil.Sizden annem için yardım isteyeceğim beni bilgilendirirseniz sevinirim.
Annem 2002 yılında meme kanserine yakalandı ve ameliyat oldu sol göğsü alındı kemoterapi tedavisi arkasından ışın tedavisi gördü ve temizlendi dediler. 1yıl sonra kemiklerine sıçradı yeniden tedaviye başlandı yine ışın ve kemoterapi tedavisi. gördü ama 2005 yılanda akciğerine sıçradığını söylediler. Kemoterapi almaya devam ediyor ama ca oranları düşüyor, kemoterapi kesilince yeniden çıkıyor şu geçen hafta aniden sara nöbeti geçirir gibi bayıldı ve hastaneye kaldırdık bu kez beyine sıçradığını söylediler. Bu yüzden MR çektireceklerini söylediler bu geçirdiği
bayılmadan sonra çok halsiz düştü ?u an doktoru beyne sıçramış,ışın tedavisi yapalım diyor.
Özetle, annem meme kanseri ama,meme ameliyatı olduktan sonra onca sözde tedaviye karşın akciğer ve kemik metastazı ve şimdi de beyine sıçramış bir vaziyette...3 yıldır aldığı kemoterapinin hiç bir faydası olmuyormuş meğer.Maalesef durum budur Sayın Güveloğlu.
Sizden lütfen acil cevap bekliyorum ona göre,ne önerirseniz onun tedavisi başlanacak.Lütfen yardımcı olursanız sevinirim.
İŞTE KLASİK MEME KANSERİ TEDAVİSİ BUDUR VE BUNUN GİBİDİR...
----- Original Message -----
From: "Engin Kol"
To:
Sent: Friday, June 23, 2006 1:57 AM
Subject: DURUMUMUZ ÇOK AĞIR LÜTFEN ÖNCELİKLİ OKUYUN
> Sayın Atabay Güveloğlu,
> Annem 63 yaşında. 4 yıl önce göğüs kanseri sebebiyle ameliyat oldu. sol
> göğüs ve koltuk altı lenf bezleri tamamen alındı. Kontroller normaldi. Son
> iki aydır sol kol ve omuz iyice şişti. Ağrılar çok şiddetlendi. Tahliller
> yapıldı ve akciğer kanseri teşhisi kondu. Ağrı merkezine yönlendirildi.
> Verilen yeşil reçeteli ilaçlar çok ağır geldi. Bilinç kaybı, hareket
> kabiliyetini kaybetmeye başladı. Kemoterapi yapılırsa 7-8 ay yapılmazsa 2 ay
> yaşar dediler. Aynı zamanda şeker hastası ve tansiyon hastası. İlk kür
> kemoterapi yapıldı. İkincisi ağır olacağı için hastaneye yatırılacak.Şeker
> ve tansiyon dengesi bozulacağı için kontrol altında tutulacak. Hayata bağlı
> pozitif bir insandır. Son dönemde ailevi büyük üzüntüler yaşadı. Aldığı ağrı
> kesicilerden dolayı kendine gelemiyor. Durumumuz acil olduğu için hemen
> cevap verebilirseniz seviniriz.
> Engin Kol
----- Original Message -----
From: "bengi turan"
To:
Sent: Sunday, December 03, 2006 7:43 PM
Subject: MEME KANSERİ ÇOK ÖNEMLİ LÜTFEN OKUYUN!!!!!
Sayın Atabay; öncelikle sizlere çok teşekkürler.. ben henüz yardımınızı almamış bir hasta yakınıyım. Teyzem henüz 42 yaşında ve 2 yıl önce geçirdiği meme kanserinden sonra son 5 aylık dönemde önce beyinde daha sonra akciğerde baş gösteren bu hastalıkla mücadele etmekte.. 6 kür uygulanan kemoterapiden yeni çıktı ve bu arada tabi alternatif tıptan da yararlanmaya çalıştık.. ancak sizinde belirttiğiniz gibi her insan ayrı bir kanser türüyle mücadele ediyor dolayısıyla her hastaya uygulanan ilacın aynı olması sitenizi takip ettikten sonra bize de çok mantıklı geldi. vücudunun çeşitli yerlerine sirayet eden bu hastalıkla mücadele eden teyzemin son zamanlarda iştahsız ve mide bulantısı halinde olduğunu görüyoruz. bu durumu doktorlar kemoterapiden yeni çıktığı için KT nin yan etkisi olarak görüyorlar..ancak son 3-4 günlük dönemde neredeyse hiçbir şey yiyemiyor ve aynı zamanda KT ile aynı işlevi gördüğü söylenen bir ilaçta kullanıyor.. acaba teyzemin tedavisi mümkün müdür? bize yardımcı olabilir misiniz? geç kalmış mıyızdır acaba? bize maille bir cvp yazarsanız çok seviniriz..eğer size ulaşabilirsek minnettar oluruz...
BİR KANSER DOKTORUNUN CANİCE UYGULADIĞI
SÖZDE TEDAVİYE AŞAĞIDA BİR BAKINIZ...
----- Original Message -----
Sent: Sunday, January 28, 2007 7:10 PM
İnternette kanserle ilgili
bilgiler ararken sitenizi ve sizi tanıma fırsatını buldum. Ben hemen konuya
girmek istiyorum. 57-58 yaşlarında olan ablama akciğer kanseri teşhisi kondu.
Kalbin hemen arka tarafında 5-6 cm'lik iki kitle ve diğer yerlerde de birkaç
tane 2'şer cm'lik kitleler olduğu söylendi. Doktor, hiç ümit olmadığını, ne
kadar yaşarsa kar olduğunu söylemiş." Madem hiç ümit yok diyorsunuz o
zaman şifalı bitkilere yönelebilir miyiz?" diyen yeğenlerime de sakın ne
olduğunu bilmediğiniz otları denemeyin, bilime güvenin, demiş.
Atabay Bey, doktor hiç ümit
vermediği gibi alternatif arayışlara da yönelmeyin, diyor. Bu nasıl bir mantık
ben anlayamadım. Göz göre göre ölümünü her an bekleyin diyor, bir yandan da
sakın başka yolları denemeyin diyor.
Şifa mutlaka Allah'tan buna tüm
kalbimle inanıyorum. Ama sebeplere sarılmak ve çare yollarını aramak da
vazifemiz.
Atabay Bey, bize ne önerirsiniz?
Ne yapmamız lazım? Sizden cevap bekliyorum. Ayrıca ablama şu an kemoterapi
uygulandığını da bildirmiş olayım. Bir başka vermem gereken bilgi de ablam
hayatında sigara kullanmamış bir kişidir. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.
İnşallah ablamın hastalığının iyileşmesine siz sebep olursunuz.
YUKARIDAKİ BU HASTAYA BU DURUMDA GÜVELOĞLU İLAÇ
VEREMEMİŞTİR ELBETTE.ŞU ANDA BU mektuptan bir kaç ay sonra hasta
vefat etmiştir..KLASİK KANSER
TEDAVİLERİ İŞTE BUDUR.HER GÜN TELEVİZYONLARA ÇIKARAK, BÜYÜK GAZETELERDE
YAZILAR YAZARAK BİLGİÇLİK TASLAYAN ONKOLOG DOKTORLARA ASLA İNANMAYINIZ. BUNLAR
ÖLDÜREN İLAÇLAR OLAN KEMOTERAPİYİ SATAN İLAÇ FİRMALARININ OYUNLARININ BİRER
PARÇASIDIRLAR. ÖLDÜREN İLAÇLARIN ARACI KOMİSYONCUSUDURLAR.
Kanser Sayfası
Atabay Güveloğlu'nun bitkisel kanser reçeteleri
ile hayatı kurtulan yüzlerce insandan bir kaç örnek için tıklayınız
Atabay Güveloğlu'na Ulaşmak İçin Tıklayın..
GÜVELOĞLU'NUN
BİTKİSEL KANSER İLAÇLARININ ÜÇER AYLIK
DÖNEMLERİ 2500$ TUTMAKTADIR