Skip to: site menu | section menu | main content

KANSER TEDAVİSİNDE HASTALAR EN İYİ TEDAVİYİ BULMAK ZORUNDADIRLAR...

İlaçla Tedavide Bir Reform Yaratan Araştırmacı
Herbalist Atabay Güveloğlu

ÇARESİZ HASTALIK LÖSEMİ TÜRLERİNDEN TAMAMEN KURTULMAK MÜMKÜNDÜR.

HERBALİST ATABAY GÜVELOĞLU'NUN 1985 DE ORTAYA ÇIKARDIĞI ÇOK YÖNLÜ BİTKİSEL REÇETELER İLE YÜZLERCE ÇOCUK VE BÜYÜK LÖSEMİLİ 4-6 AY İÇİNDE TAMAMEN KURTULDULAR...

Mutlaka uygulamanızı öneriyoruz...



(Bu sitenin "İyileşen Hastalardan Örnekler" bölümünde görebilirsiniz.)

ÇARESİZ DEĞİLSİNİZ.

ALL LÖSEMİ HASTASI İKEN İHMALDEN VE BİLGİSİZLİKTEN ÖLDÜĞÜ İDDİA EDİLEN BİR HASTANIN YAKINININ DOKTORLARI ŞİKAYET DİLEKÇESİNİN E-MAİLİ AŞAĞIDADIR.ATABAY GÜVELOĞLU NA GÖNDERİLEN BU MAİLİ OLDUĞU GİBİ VE YORUMSUZ VERİYORUZ...

----- Original Message -----
From: "aydın çalcı"
To:
Sent: Sunday, June 18, 2006 1:23 AM
Subject: ihmal,tedbirsizlik,ilgisizlik ve bilgisizlik sonucu çocuklarımızı ölüme terkediyorlar...

Ben mağdur bir baba olarak sesleniyorum!

KONU: Dr.Behçet Uz Çocuk > Hastalıkları Hastanesi Onkoloji-Hematoloji Bölümünde görev yapan > Yard.Doç.Dr. Ayşe ERBAY, Doç.Dr. Raziye Canan VERGİN, Asistan Dr.Gonca GÜL,> Asistan Dr. Ayşe ÇOBAN, Hem. Hamide ORHAN KALAYCI, hakkında ilgisizlik,> tedbirsizlik ve kusur nedeniyle ölüme sebebiyet vermekten dolayı şikayet.

08 Ekim 2005
ŞİKAYET MERCİLERİ:
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI
İZMİR İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ,
İZMİR TABIP ODASI
İZMİR C.SAVCILIĞI

22.08.2005 tarihinde Dr.Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi Onkoloji-Hematoloji Bölümüne yatırılan 16.10.1994 doğumlu 11 yaşındaki kızım Buse ÇALCI, 13.09.2005 tarihinde, hastaneye yatışının 3.haftasında (22.gününde) hayata gözlerini yummuştur.

Hastalığı nasıl benim, eşim ve hayattaki diğer kızımız için zamansız olduysa, ölümü de bizim için o denli ani olmuştur. Kızım Buse'nin, Lösemi ALL tanısı ile yattığı servisin sorumlu doktorlarının ilgisizliği ve tedbirsizliği nedeniyle, bu kadar genç bir yaşta ve ailemin toparlanmasını son derece güç kılan erken bir zamanda öldüğüne inanıyorum. Bu inancım "çok sevdiği yakınını beklemediği bir anda kaybeden bir insanın, kusurlu bir kişiyi araması şeklinde algılanan bir yansıma" değil, "bizzat ailece yaşadığımız ve hastanede tanık olduğumuz olaylar"dan ileri gelmektedir. Kızım Buse ÇALCI'nın, ilgisizlik ve tedbirsizlik nedeniyle ölmesinde; ayrıntılarını EK'te verdiğim "özellikle kızımın hastalığı boyunca yaşadığımız/tanık olduğumuz doktor/hemşire hataları ve tedbirsizlikleri, doktorların söylemleri ve buna bağlı olarak gelişen olayları anlatan bilgiler" ile bize teslim edilen "belgeler" ışığında; büyük oranda kusurlu olduklarını düşündüğüm:

Yard.Doç.Dr. Ayşe ERBAY,
Doç.Dr. Raziye Canan VERGİN
As, Dr. Gonca GÜL,
As Dr. Ayşe ÇOBAN,
Hemşire Hamide ORHAN KALAYCI 'dan şikayetçiyim.

Adı geçen doktorlar ve hemşire hakkında gereğinin yapılmasını bilgilerinize saygı ile arz ederim.

Aydın ÇALCI
Merhum BUSE ÇALCI'nın babası

EK :
1)- Kızımın hastalığında tanık olduğumuz doktor hataları, tedbirsizlikleri, ilgisizlikleri (5 sayfa)

2)- Orhan POLAT'ın adı geçen doktorların söylemleri hakkında şahit olduğu izlenimler (1 sayfa)

3)- Epikriz Ölüm Raporu ve Tahlil Sonuç Formları'nın fotokopisi (8 sayfa)

Adres :
2389 Sok. No:18 Tel : ( 0232)457 6734 - EV
GÜLTEPE-İZMİR
(0532) 634 75 16- GSM
E mail: aydincalci

EK-1 : Kızımın hastalığında tanık olduğumuz doktor hataları, tedbirsizlikleri, ilgisizlikleri

02.09.2005 tarihine kadar yaşadığımız ve şahit olduğumuz olaylardan sonra, kızımın daha iyi bakımının ve tedavisinin yapılabileceğini düşündüğüm Dokuz Eylül Üniversitesi hastanesine sevk edilmesi için Yard.Doç.Dr. Ayşe ERBAY ile konuştuk. Ama bize "DEÜ'de çok paramızın gideceğini, malvarlığımızın buna yeterli olmayacağını, BAĞ-KUR'a bağlı olduğumuz için malımızı-mülkümüzü satsak dahi DEÜ Hastanesinin tedavi masrafını karşılayamayacağımızı, oraya gittiğimizde parasal nedenden dolayı pişman olup bir daha geri dönmek istediğimizde prensip kararı gereği bizi almayacaklarını, ortada kalacağımızı" söyledi. Sonra da "değil mi Canan" diyerek, karşısında oturan Doç.Dr. R Canan VERGİN'e sordu. Canan hanım ses çıkarmadı, bize de bakmadı ama başıyla "Evet" anlamına gelecek belli-belirsiz bir hareket yaptı. Bu konuşmaya merhum'un babası Aydın ÇALCI ile beraber o an odada bulunan Orhan POLAT şahittir. Kendisinin şahit olduğu bu durum EK'te ayrıca anlatılmıştır. > Önce talebimizi kabul ettiler, "siz bilirsiniz" dediler. Sonra da' önceden kızım için kullandıkları' bir, ilacı onlara geri getirene kadar çıkışımızın verilmeyeceğini söylediler. Kızım Buse ÇALCI'nın hastaneye yattığının ilk haftasında (Cumartesi gecesi, 27.08.2005), böbreklerinde bir sorun tespit edilmiş ve ürik asidinin çoğalmasından dolayı, o geceki nöbetçi doktor. Almanya'dan gelen pahalı bir ilacı (Fasturtec, 1.5 mg/ml) kızıma vermiş. Bunu bize sonradan söylediler ve "Almanya'da tanıdığınız var mı" diye sordular. Kullanılan ilacı ödememiz için 2 kutu getirmemiz gerektiğini söylediler. 1 kutusu kullandığımızın yerine, diğer kutu da aynı sorun bir daha olursa kızım için kullanılsın diye imiş. Bu aralarda, Uz.Dr.Elif hanim çok şanslı çocuğunuz dedi elimizde bu ilaç vardı ne zaman geliyor ilaç diye sordu. Almanya'dan gelecek ilaç hastaneye teslim edilmeden, kızımın çıkışı bu iki doktor tarafından verilmedi. İlacı istettiğimizi, yolda olduğunu söylememize, gelir-gelmez hastaneye teslim edeceğimizi bildirmemize rağmen "çıkış" verilmedi. İlacın ücretini peşin ödeme talebimizi de reddettiler.

Bir süre sonra doktorların bu yaklaşımından endişeye kapıldık, daha doğrusu korktuk. Çocuğumuzun ortada kalma tehlikesini göze alamadık ve DEÜ Hastanesine gitmekten vazgeçtik. Bu arada bizden istenen 2 kutu ilaç kısa sürede yurtdışından geldi. 04.09.2005de saat 01:30; da- hastaneye getirdim. Nöb, (Dr. Hamdi Bey'e) teslim ettim. Yard.Doç.Dr. Ayşe ERBAY'a gitmekten vazgeçtiğimizi, çocuğumuzun bu serviste tedavi edilmeye devam edilmesine karar verdiğimizi 02.09.2005 günü saat 16:00 gibi söyledim.

Çocuğum hastaneye yatırıldığı hafta bazı tetkiklerden geçirildi. Diş Polikliniğinde "kızımın dişinde çürük olduğu, çocuğun durumu düzeldikten sonra diş çekimine getirilmesi" istendi. Uygunsa. 31.08.2005 tarihinde saat 09:00'a gün verdiler. İlk haftanın sonunda trombosit kanı normal değerlere dönmüş ve kızım iyi olmaya başlamıştı. İkinci haftanın sonuna doğru. As. Dr. Fatih ŞAP, kızımın diş çekimine gönderileceğini söyledi. Fakat gönderilmedi. Üçüncü haftanın başında doktor değişimi oldu, As. Dr.Fatih ŞAP gitti ve bize. As.Dr. Gonca GÜL bakmaya başladı. Üçüncü hafta nöbetçi hemşireler her gün trombosit kan lazım olabilir hazırlıklı olun dediler hazır bekledik istemediler. Her gün birkaç kere yapılan kan tahlilleri de artık yapılmaz oldu. Bizim ısrarlı taleplerimize rağmen. Dr. Gonca GÜL bize uzun süre kan testlerinin yapılmasına gerek olmadığını söyledi. Üçüncü hafta başlarında, Yar. Doç, Dr. Ayşe ERBAY, 33. Günlük- tedavi, suresini ' tamamlayınca' taburcu, ola cağımızı, söyledi. Bu arada kızıma, tarihi tam hatırlayamadığım bir zamanda. Kemoterapi yapılmaya başlandı. 09.09.2005 (Cuma) günü kızımın ağzının iki yerinde beyazlaşma olduğunu fark ettim. Doktorlar bu durumu bilmelerine rağmen, Pazartesi (12.09.2005) gününe kadar bir şey yapmadılar. Pazartesi akşam, üzeri iki küçük şişe ilaç getiren hemşireye "bunların ne için olduğunu" sorduğumda "ağzı için olduğunu" söyledi. O hafta sonu kızım hep "ağzının acıdığını" söyleyip durdu ve bir şey yiyemedi, halsizleşmeye başladı. "Serum gerekli değil mi" diye sorduğumda "gerek olmadığını" söylediler. Yine ısrarla kan tahlili yapılmasını istememe rağmen, Cumartesi günü (10.09.2005) bir kere yapıldı. Pazartesi (12.09.2005) günü akşam 18:30 civarı, o günkü nöbetçi doktor Dr. Ayşe ÇOBAN. odaya gelip, donmuş plazma" istedi. Kan merkezine plazma almak için başvurduğumuzda bize verilen belgeleri, doktorların yanlış yazdığını söylediler ve yenisini istediler. Kağıtlarda düzeltme yapmaları için yeniden servise döndüğümüzde büyük kızımızın hastaneye geldiğini fark ettik. Görevi ona devrettik, düzeltmeleri doktora yaptırdı ve bu sefer o Kan Merkezine gitti. Ama yine boş döndü ve yine bu sefer başka bir yerde farklı bir yanlışın yapıldığını, doktorun doğrusunu yapması gerektiği söylenmiş. Düzeltme için, bu sefer kızımız doktorun odasına gitti. Ama bu seferde doktor, sanki hatayı kızım yapmış gibi sert bir ifadeyle "neyse bugün lazım değil, yarın takacağız" demiş. Böyle garip! bir süreç nedeniyle kan takılmadı. O akşam kan tahlili de yapılmadı.

Salı sabahı (13.09.2005) Dr. Gonca GÜL geldi ve sabah muayenesinde çocuğumun sağ yanağının şiştiğini gördü. Ağzından içine, yani diş etlerine kan oturmuştu. Dilinde de sol tarafında yara olmuştu. Bunun üzerine Dr. Gonca GÜL akşam plazmanın takıldığını ve bazı şeylerin yapıldığını söyledi. Ben ise olması gerekenin aksine "plazmanın takılmadığını" söylediğimde ve gelişmeden kendisini haberdar ettiğimde "Dr. Ayşeee!!!" diye bağırarak odadan fırladı çıktı. Hemen sonra, odaya bir hemşire geldi ve çocuğun kanı alınıp nihayet teste gönderildi. O gün (Salı) saat 11:00 gibi, ışınlanmadan çocuğumuzun plazması takıldı. Ama plazma yavaş gidiyor ve ara ara tıkanıp hiç gitmiyordu. Hemşireye durumu söyledim. Bir şeyler yaptı ama kan yine gitmiyordu. Kendisi, çocuğun halsiz ve bitik durumda olduğunu gördüğü halde, laboratuara götürmemizi söyledi. Bize "damar yolunun değişeceğini" söyledi. Çocuğumu halsiz bir şekilde bir elimde kan torbası ile yürüterek laboratuvara kadar götürdüm. Oysaki bize hastaların kan alımı ve damar yolunun değişmesi durumlarında bu işlemlerin hastanın odasında yapılacağı bilgisi doktorlar tarafından verilmişti. Bazı hemşireler bu talimata uymalarına rağmen, o gün nöbetçi olan hemşire Hamide hanım bu talimata uymadı. Dr.Gonca GÜL de bu duruma göz yumdu. Çocuğumuzun halsiz ve bitkin bir durumda olduğunu bilmelerine rağmen, damar yolunun değiştirilmesi için laboratuara çağırdılar. Çocuk, bin bir zahmetle ve inleyerek laboratuara bizimle yürüyerek gitti-geldi. Odaya döndüğümüzde yeni damar yolu açıldı, ama bir süre sonra yine plazma gitmemeye başladı. Hemşire Hamide hanım'ı çağırmaya gittim. Hemşire odasında ehli-keyif bir biçimde oturup, cep telefonu ile görüşüyordu. Durumu anlattım, geleceğini söyledi. 10 dk. geçti ama gelmedi. Tekrar yanına gittiğimde hala cep telefonu ile görüşmesine devam ediyordu. Yine hatırlattım. Bir süre sonra gelip baktı ve "plazmayı havaya kaldırmamı" söyledi. Plazmayı elimle havaya kaldırdım ve bitene kadar o vaziyette öylece tuttum. Zorda olsa plazma bitti.

Bu arada çocuğumun ağzı giderek şişiyor ve diş etlerinin hepsi koyu kırmızımsı siyah renk alıyordu. Bu arada personelden bir kişi odaya geldi ve çocuğun Dermatoloji ile Diş Polikliniğine götürülmesi gerektiğini söyledi. Personelden biri Dermatoloji'den bir doktorun kızımın odasına gelmesini sağladı. Gerçektende bir süre sonra Dermatoloji bölümünden bir Doktor geldi. Dilindeki yaradan ve yanağından kültür testleri için örnekler alıp gitti. Kısa bir süre bekledikten sonra, çocuğum yine halsiz vaziyette personel refakatinde binadan ayrılıp, tüm bahçeyi geçerek Diş Polikliniğine gittik. Orada perişan halde sıramızın gelmesini bekledik, hasta çıktıktan ve sıra bize geldikten sonra içeri girdik. Kızımı Diş Doktoru muayene etti ve yine aynı vaziyette kızımı odasına getirdik.

13.09.2005 tarihinde 17:00-18:00 saatlari gibi çocuğumun karnının sol tarafından hafif şişme fark ettim. Durumu Doç.Dr. Canan Hanım'ı çağırıp gösterdim. Bana "bir şey olmadığını ve kortizon ilaçlarının vücutta şişlik yapmasının normal olduğunu" söyledi. Bu ilaçlar 3 hafta süresince şişlik yapmayıp, yarım saat içinde mi yapar?

Bu arada çocuğumun iyice kötüleşmeye başladı. Ağzı ve yanağından sonra dudakları da şişmeye başladı. Akşam' üzeri mesai bitimine doğru Dr. Canan! hanım gitmeden önce nöbetçi kalacak doktora hasta odalarını gezdirip bilgi veriyordu. Çocuğumun ağzının iyice kötüleştiğini hatta- boğazından hırıltılar geldiğini ve rahat nefes alamadığını söyledim. Bunun üzerine Dr. Canan- hanım bana dönerek "antibiyotik verdik mi" diye bana sordu. "Hayır" dedim. Nöbetçi doktora antibiyotik yazmasını söyledi. Nöb.Dr. odasına gittiğinde, çocuğumun sağlık karnesini götürüp antibiyotik yazacağını hatırlattım. Bana "servisi dolaştıktan sonra yazabileceğini" söyledi. Odaya dönüp bekledim. Doktorun odasına geçtiğini görünce tekrar gittim ama "henüz işinin bitmediği" söyledi. Odadan çıktım. Aradan 15 dk. geçmiş,ti ki kızım nefes alamamaya başladı. Doktora seslenip durumu bildirdim. Odaya oksijen tüpü getirip taktılar. Fakat oksijen tüpü 5 dk. Sonra- bitti! Böyle önemli bir serviste dolu oksijen tüpü yoktu! Kızımı sonunda nihayet yoğun bakıma indirdiler (saat 20:00-20:30 arası). Burada boş yatak olmadığı söylendi. Kızım sandalye de uzun süre o halde bekletildi. Ve sonunda yoğun bakıma aldılar ve beni dışarı çıkardılar. Bu arada büyük kızım trombosit kanını getirmiş, yoğun bakıma gönderildiğimizi öğrenince de kanı oraya getirmişti. Doktora kanı verirken Yoğun Bakım odasında bekleyen kardeşinin son durumunu görmüş. Kardeşi yine sandalye de oturuyormuş. Beni (annesi) dışarı çıkardıkları için, kızımın ne halde olduğunu göremiyordum. Büyük kızım, kızkardeşinin nefes alamadığını görünce, "niçin bir şey yapılmadığını, müdahale edilmediğini" haykırmış. O günkü Nöb.Dr. durumugörüyoruz herhalde" diyerek büyük kızımı sertçe terslemiş. Daha sonra çocuğumu yoğun bakımdan çıkarıp Acil Servis'e aldılar ve beni de yanına çağırdılar. Kanı burada takıldı. Böyle bir durumda Saniyeler önemli, fakat umursamaz tavırlarla gayet sakin ve yavaş hareket ediliyordu. Acil Servis'e ilk alındığımızda Onkoloji Servisinde görevli Dr. Hamdi Bey'i gördüm. "Çocuğumun iyi olmadığını ve lütfen bir şeyler yapılmasını" istedim. Dr.Hamdi Bey, Doç.Dr. Canan VERGİN'i telefonla arayacağını söyledi (saat 20:45 civarı). Dr. Hamdi Bey'i tekrar gördüğümde "Canan hanım'ı aradığını, "bu durumda yaraya müdahale edilemeyeceğini, iç kanaması olduğunu" söyledi.

Bir süre sonra kızımın bağlandığı makinenin çalışmadığını fark ettim. Çünkü kan gitmiyordu. O an telaş nedeniyle cihazın ne gibi bir sorunu olduğunu tam anlayamadım. Cihaz elektriğe takılı olduğu halde mi çalışmıyordu, yoksa elektrik bağlantısı olduğu halde mi çalışmıyordu tam bilemiyorum (çünkü diğer makineler kan gitmediği durumda ses çıkarıyor. Kızımın bağlı olduğu makine ise hem ses çıkarmıyordu, hem de kan gitmiyordu!). Hemen çıkıp, karşı odadaki nöbetçi doktora durumu söyledim. Umursamadı "git hemşireye söyle" dedi. Yan odadaki hemşireye söyledim, "ben bakmıyorum, diğer hemşireye söyle" dedi. Telaşla sağa-sola koşuşturup ilgilenecek bir hemşire aradım. Bir hemşire buldum, odaya gelip baktı. Ve bana personelden "Üçlü Priz" istememi söyledi. Dışarıda bu sefer de görevli bir personel aradım ama bir tane bile yoktu. Tekrar ilk gördüğüm hemşireye durumu anlattım ve "Üçlü Priz"bulamadığımı söyledim. Odaya geldi, bu sefer de diğer hemşire gitmişti. "Oysa yan taraftaki yatağın arkasında priz var. Neden buraya takmamış?" diye söylendi ve makineyi çalıştırdı. Ben o an çocuğumun kolunda şişlik fark ettim. Bunu hemşireye söylediğimde yeni damar yolu açmaya çalıştılar. Fakat odadaki ışık yetersiz olduğu için "dışarı sedyenin üzerine taşımamız gerekli" dediler. Perişan haldeki çocuğumu, 3 kişi ayak ve kollarından karga-tulumba (başı aşağı düşmüş ve kendinden geçmiş bir vaziyette tutarak) dışarıya, Acil Servis girişindeki bir sedyenin üzerine taşıdık. Yeni damar yolunu burada açtılar, fakat hala getirip kanı takmıyorlardı. Aradan 10 dk. kadar bir zaman geçince yine seslendim. "Kanın gerekli olduğunu, neden takmadıklarını" sordum. "Ne panik yapıyorsun? Bekle! Yatağı hazırlatıyoruz, bu tarafa yatıracağız" dediler. Yatak hazırlandı ve bana "kızımı bu seferde dışarıdan içerdeki yatağa taşımak için yakınımın olup-olmadığı sordular. Büyük kızım ve yengesi ile birlikte üçümüz kızımı yine aynı şekilde bu sefer dışarıdan, içeride hazırlanan yatağa taşıdık. Biz çocuğu yatağa koyduktan 1-2 dk. sonra birileri sedye getirdi. Çocuğu sedyeye yatırmamızı, çünkü Yoğun Bakım'a alacaklarını söylediler. Yoğun Bakım'a kızım kaldırıldıktan sonra, yine dışarı çıkarıldık. Bize acil kan gerekli olduğunu söylediler. Verici zaten hazırdı, ama çocuğumdan kan örneğinin alınması gerekli olduğu için Kan Merkezine gidip vericinin kan vermesini sağlayamadık. Bizi bir süre daha beklettiler ve açık pembe renkli kan örneğini vermelerinden kısa bir süre sonra saat 22:30 civarlarında kızımızı kaybettik.

SORULARIM VE ŞİKAYETÇİ OLDUĞUM HUSUSLAR:
1) - Lösemi ALL, Tanısıyla, hastaneye yatırdılar. Doktorlar erken tanı tedaviye cevap veriyor dediler 33. günlük bir tedavi sonrası taburcu olacağımızı söylediler. 22. günlük' tedavi görürken doktorlar kontrolünde hastanede dişinden dolayı. Çocuğumuzu kaybettik. 13.09.2005 de çocuğumuzun durumu sabahtan kötüleşmeye başlamış hiç bir müdahale de bulunmamışlar ne den? Bize de hiç bir şey söylemediler. Sağlık karnesine en son ilaç 31.8.2005 tarihin de yazılmış. 13.09.2005 tarihine kadar sağlık karnesine neden hiç bir ilaç yazılmamış? Çocuğumuzu göz göre göre ölüme terk etmişler. Yaptıkları doğru mudur?)

2)- 12.09.2005 tarihinde 18-30. saatleri gibi nöbetçi As.Dr. Ayşe ÇOBAN Donmuş plazma kan istedi sonrada bugün lazım değil dediği yarın takarız dediği Pırtılaşma faktörlerini sağlayan bu kan. 15 saat sonra verilecek kadar ve ışınlanmaya da gönderilmeden verildi önemsiz bir kan mı?)

3)- 28.08.2005 tarihinde trombosit oranı 162.000 idi. O günlerde diş çekimi neden yapılmadı? Çocuğumuzun dişin deki çürük nedeniyle Apse! Apse yerinin büyümesi sonucu iç kanamadan kaybettik Çocuğumuzu. Kemoterapi'den önce diş çürüğü tespit edildiği ve tedavi edilmesi için randevu verildiği halde, neden diş tedavisi önceden yapılmadı? Lokasit' sıfır a' düşeceğini bile bile neden. Kemoterapi'ye başlandı?Nöb. Hemşirelerin bile her gün trombosit kan lazım olabilir dediği halde. 28.08.2005 Bu tarihten sonra iki hafta boyunca, 13.09.2005 (öldüğü gün)'e kadar neden hiç trombosit istenmedi? 13.09.2005'de trombosit oranı 3000'e düşmüş! Ölüm sebebi epikriz raporunda yazıyor.)

4)- 13.09.2005 tarihinde 17-00- 18-00 saatleri gibi akşam üzeri fark edip Doç.Dr. R.Canan VERGİN'e söylediğim ve bana kortizon dan kaynaklanıyor dediği şişlikleri. Doç.Dr, Gibi birisinin hiç bir müdahale de bulunmaması hiç bir önlem aldırmaması doğru mudur?)

5)- Çocuğumuzun durumu bu kadar kötüyse fasturteç ilacı bahane ederek. DEÜ Hastanesine neden göndermediler.Bu ilaç çocuğumun hayatından daha mı önemliydi? Behçet Uz'dan ayrıldığımızda ve tekrar aynı hastaneye dönmek istediğimizde (prensip kararı ile) alınmayacağımız hususu doğru mudur? Yard .Doç. Dr. Ayşe ERBAY'ın ısrarla dediği ve Doç.Dr.R Canan VERGİN'in de başıyla onayladığı gibi gerçekten de ortada mı kalacaktık? (Behçet Uz'a bir daha alınmama ve ortada kalma endişesinden dolayı kızımızı DEÜ Hastanesine götürmemeye eşimle karar verdim. Sonuç aynı olsaydı bile, en azından onun daha iyi ilgi göreceği, bakılacağı ve tedbirsizlik gibi çeşitli hatalar nedeniyle hayatını kaybetmeyeceğini bilecektik).

Not : Burada anlatılanlara Buse ÇALCI'nın annesi (Zekiye ÇALCI), babası (Aydın ÇALCI) ve ablası (Betül ÇALCI) şahit.

Size hak veriyorum Sayın Güveloğlu, yerden göğe haklisiniz keşke sizden daha önce haberim olsaydı şikayetçi oldum düzmece evraklar gösteriyorlar şu ana kadar soruşturma izni verilmedi idari mahkemeye dava açtım onun sonucunu bekliyorum herkes bunları kolluyor benim çanım yandı başkalarının da yanmasın diye uğraşıyorum. rahatsız ettiğim için sizden özür dilerim sayın Herbalist ATABAY GÜVELOĞLU, saygılarımla.

Aydın ÇALCI


Kanser Sayfası

Atabay Güveloğlu'nun bitkisel kanser reçeteleri ile hayatı kurtulan yüzlerce insandan bir kaç örnek için tıklayınız

Atabay Güveloğlu'na Ulaşmak İçin Tıklayın..