İŞTE BU MUCİZE TEDAVİLERDEN BAZI ÖRNEKLER..

İlaçla Tedavide Bir Reform Yaratan Araştırmacı
Herbalist Atabay Güveloğlu


İlk bitki özleri araştırma laboratuarını 1982 yılında tıbbi bitkilerin yoğunluğu ile bilinen çukurova bölgesinin Adana'ya bağlı Kadirli ilçesinde kurmuş. Burada modern şekilde elde ettiği bitki özlerinin kimyasal analizlerini AÜ.Ecz. Fakültesi ve Refik Saydam Merkez Hıfzıssıha'nın laboratuarlarında yaptırarak dünya literatürüne ve kodeksine uygunluk raporları almış.

BİTKİ ÖZLERİNİN DOZLARI

Okuduğu tüm ilgili kitaplarda ve tıbbi bitkilerin araştırma tezlerinde, bitkilerin etken maddelerinin o güne kadar tedavilerde hiçbir zaman dozlandırılmadığını görmüş. Sadece şu hastalıkta şu bitki yararlıdır denilmiş,şifası kabul edilmiş ama bu bitkinin hangi kısmının ne kadar süre ile ne şekilde ve ne kadar dozda kullanılması gerektiği hiçbir kitaba yazılmamış. Özel çalışmaları ile, 1985 de ideal dozların tespitini tamamlamış. 200 den fazla çeşitli hastalıklarda hangilerinin kullanılması gerektiğini özel reçetelere dökmüş. Adana ve Ankara'daki satış yerlerinde başvuran binlerce hastaya uygulatmış ve hepsinde olumlu sonuçlar almış. O yıllardan bu yana daha da geliştirerek bugünkü zirvedeki benzersiz tedavi aşamasına ulaşmış.



Dünyanın 7 ayrı araştırma merkezine bu buluşlarını rapor ederek vermiş. "10 yıllık bir denemeden ve uygulamadan sonra size cevap vereceğiz" denilmiş. Tüm dünyada uygulanması için buradan çıkacak sonucu bekliyor... Güveloğlu, aslında bu kadar süreye hiç gerek olmadığını belirtiyor. Zira bu formüller, diğer kimyasal veya sentetik ilaçlar gibi değildir. O ilaçlarda, önce sağlığa bir zararı var mı? Varsa ne kadar? diye araştırmaya başlıyorlar. Oysa bu bitki özlerinin zararsızlığı zaten tıbben ve eczacılık bilimince biliniyor. Yani hastalar üzerinde poliklinik deneylere hemen başlanıla bilinir ve doğruluğu veya eksikliği nedir, bir kaç ay içinde ortaya çıkar. Bu geciktirilmenin ana nedeni, kemoterapi gibi pahalı ilaçlar için uluslararası firmalar büyük yatırımlar yapmışlar ve bir alternatifi istemiyorlar. Bizim devletimizde de zaten henüz ilaç patent yasası olmadığı için Sağlık Bakanımızın kendileri bile bir ilaç bulsalar verecek makam bulamazlar. Yasalarımız diyor ki "Yeni bir ilacın Türkiye'de uygulanabilmesi için, en az iki Avrupa ülkesinde en az iki yıl uygulanmış, kullanılmış olması gereklidir"...

Sanki bizde ilaç bilimi ve bilim adamı yok! Bunca Farmokoloji ve farmokognozi profösörleri boşuna devletten maaş alıyorlar ve bunca özel araştırmacılar, yıllardır onca emek ve parayı boşa harcamış bulunuyorlar!...

Bütün bunların yorumlarını sizlere bırakıyoruz!


Dünyada insan ölümlerine en fazla neden olan hastalık kalp damar daralmaları şimdi Herbalist Atabay Güveloğlu'nun buluşu olan bitkisel reçeteler ile 4 ayda açılıyor...




SORUNLARIN MAİLLERİNDEN...

KLASİK TEDAVİ YÖNTEMLERİ İLE İYİLEŞEMEYİP ÇARESİZ KALAN HASTALARIN VEYA YAKINLARININ ÜNLÜ HERBALİST ATABAY GÜVELOĞLU'NA YAZDIKLARI MEKTUPLARDAN BAZI ÖRNEKLER...

TEŞEKKÜR MAİLİ:

----- Original Message -----
From: ebru_ozbey
To: info@herbalistatabay.com
Cc: ebru
Sent: Thursday, January 19, 2006 10:06 AM
Subject: Tesekkür ve annemin kalp sorunu hk.

Sayın Atabay Güveloğlu ben 1995 yılında sizde tedavi oldum sedef hastası idim sizin tedaviniz üzerine iyeleştim belki hatırlarsınız ÇÜTF Adana Balcalı'da tedavi oluyordum ama netice vermiyordu. Sonra sizinle irtibat kurdu ailem. Sizin bitkisel tedavinizin sonunda sağlığıma kavuştum. Şu anda evliyim ve 1 çocuğum var. Sağlıklıyım sizin sayenizde .O zamandan bu yana sedef sorunum yoktur.
Size annemin rahatsızlığını söyleyeyim. Yine ne gibi bir tedavi verirsiniz.Kalp damarları tıkalı, hiper tansiyon ve astımı var.Ne yapabiliriz?Klasik tıpta sonuç alamıyoruz.Yine çaresiziz.Bir şey önerir misiniz?
Saygılarımla ellerinizden öperim.
İzzettin Kuveyka

NOT :Hatırlarsanız gazetelerde resmim çıkmıştı "Küçük izzettin sedefin en kötüsüne yakalandı"diye.Ama ben sonra sizin sayenizde iyeleştim.


---- Original Message -----
From: Zekiye Boyacı
To: Atabay Güveloğlu
Sent: Monday, September 18, 2006 4:24 PM
Sayın Güveloğlu,
Geçen yıl annemin sedef hastalığı için sizden yardım istemiştim, annem iyileşti.Yardımlarınız için teşekkür ederim.
Şimdi de kuzenimin (kız) bir sorunu var, umud ediyorum ki bu konuda da tedavinizden olumlu sonuçlar alabileceğiz.(....)

İyi çalışmalar. Teşekkürler.


SEDEF TEDAVİSİ FİYASKOSU...

---- Original Message -----
From: "metin yalın"
To:
Sent: Monday, March 13, 2006 8:47 PM
Subject: marmaris'ten merhbalar...

Merhabalar sayın Atabay BEY;
öncelikle tüm hastalara yardımlarınızdan dolayı size teşekkürü bir borç biliyorum.
web te gezinirken sitenizi gördüm ve direk size ulaşmak istedim.bizim sorunumuz babamın vücudunun çeşitli yerlerinde sedef olması.kendisi bilgisayardan fazla anlamadığı için kendisinin isteği üzerine ben yazıyorum.gerekli tüm bilgileri buradan size yazacağım.umarım herkese olduğu gibi bize de derman olursunuz...
babam 55 yaşında olup 15 yaşından beri sedef hastalığını taşımaktadır.bu zamana kadar yaptığı tedavilerin hepsi malesef sonuçsuz kaldı.(90 lı yıllarda SİVAS-BALIKLIGÖLE de gitti.ama oda sonuçsuz kaldı.) hastalığın ilk başladığı yıllarda çeşitli hastanelerde ışın tedavisi görmüş ama yinede değişen bişey olmamış.
şu anda doktorun yazdığı DERMOVATE ve BEKNAZON merhemlerini kullanıyor. vücudundaki sedef yerleri ise: sırt, bacaklar ve kollarda biraz daha yoğun diğer yerlerde tek tük.
isterseniz size yaralı yerlerin fotoğraflarını da çekip yollayabiliriz...
umarım eksik veya unuttuğumuz bir bilgi kalmamıştır...
inşallah bu e-mailimizi alırsınız,
sizden en kısa zamanda cevap bekliyoruz.
şimdiden çok teşekkürler,saygılar.


----- Original Message -----
From: Zeki AYTAÇ
To: info@herbalistatabay.com
Sent: Friday, October 27, 2006 1:38 PM
Subject: Sayın Atabay GÜVELOĞLU... (2. kez gönderiyorum)

Sayın Atabay GÜVELOĞLU,

Yakın bir dostumun araştırmaları sayesinde internet sitenize ulaştık ve Sedef Hastalığının oluşumu/tedavisi hakkındaki yazılarınızı ve hastalarınızdan aldığınız mesajları okuduk… Açıkçası diğer hastalar gibi ben de “belki bu sefer tedavi olabilirim” ümidini taşımaktayım…

09.12.1980 İstanbul doğumluyum. İlkokul yıllarından günümüze kadar ortalama 16 yıldır sedef hastasıyım.

2 yıl öncesine kadar bu hastalığım ufak boyutlarda; dizlerimde ve dirseklerim bulunuyordu… Hatalığımın ilk 14 yılında bu ufak kabuklanmaların boyutları zaman zaman farklılıklar gösterdi. Bu dönem içerisinde gittiğimiz doktorların verdiği tedavilerde dış yüzeye uygulanan krem (Vazelin içeren yapay kremler ve diğer ürünler...) ve psikolojik olarak rahatlamayı sağlayan haplar (Atarax, Passiflora ) sayesinde 1 – 2 dönem hastalık tamamen geçmiş görünse de takiben 5. 6. ayda tekrar yeniledi…

Son 2 yıl içerisinde yaşadığım ailevi ve iş hayatımdaki olumsuzluklardan dolayı sedef hastalığım hızlı bir şekilde vücuduma yayıldı… Saçlı deri, bacak – baldır, bel, karın ve omuzlar üzerinde, önce ufak noktalar halinde beliren kabuklanmalar/pullanmalar zamanla büyüyerek birleşti ve büyük tabakalar halini aldı.

Tedavi için tekrar başvurduğum doktorum artık krem tedavisinin cevap vermediğini söyleyerek bundan sonra PUVA veya yeni çıkan Neotigason adındaki hap tedavisini önerdi… Neotigason hapı ile başladığım tedaviye 3 ay devam ettim… Bu 3 aylık süre içinde her 40 günde bir doktor kontrollerine giderek gerçekte birçok yan etkisi olan bu ilacın diğer organlarıma zarar vermemesi için devamlı tahliller yaptırdım… Sonuç olarak sedef hastalığımda iyi bir gelişme olmadığı halde her yaptırdığım tahlillerin sonuçları kötüye doğru gitmeye başlamıştı… Dolayısı ile bu hastalığım için gittiğim en son doktor oldu.

Doktorlara karşı güvenim kalmayınca çevremizden bir iki kişinin tavsiye ettiği bir baharatçıya giderek ilaç yaptırdım… Bir sermaye harcadığım bitkisel karışımları ( sabah – öğle – akşam içilmesi neredeyse imkansız olan bir çay ve sabah akşam yenilmesi gereken enteresan bir macun ) şifa bulmak umuduyla hiç aksatmadan kullandım… Ne var ki 1,5 ay süren bu tedavi görünümlü işlem midemi bulandırmaktan başka bir işe yaramadı…

Tıp ve Baharatçı – Aktarlara karşı kaybettiğim güvenden sonra Sivas’a Balıklı kaplıcaya gittim… Lakin 21 gün içerisinde %100 kesin tedavi garantisi veren yetkililer bu tedavinin güneş ile yapılması gerektiği konusunda da herhangi bir bilgi vermedi… Kış aylarında gittiğim kaplıcada güneş ışığı olmadan yaptığım tedavi de istediğim sonucu vermedi. Yaralarımda %10’luk bir azalma oldu… Sivas Balıklı Kaplıca’da yaz aylarında güneş ışığı ile beraber yapılan tedavi sonucu iyileşen bir çok arkadaşım olmakla beraber hiçbir yararını görmeyen, hatta hastalığı daha ilerleyen arkadaşlarım da var… Kaldı ki iyileşen arkadaşlarım hastalıkları 5 – 6 ay içerisinde yine tekrarladı…

Sizin de web sitenizde belirttiğiniz gibi ben de diğer hastalarınız gibi SEDEF hakkında çok araştırmalar yaptım… Ne yazık ki bu araştırmaların bir çoğunu yaşarak bir kısmını da kitaplardan ve internet aracılığı ile edindim. Şu anda sedef hastası olan Tayvanlı, Venezüellalı, Bangladeşli ve İngiltereli dostlarım var… Bu dostlarımla devamlı bu hastalık hakkında yeni bir bulguyu birbirimizle paylaşıyor, krem vb. ilaçları birbirimize gönderiyor olsak da herhangi bir çözüme ulaşmış değiliz…

Dediğiniz gibi ben de kendimi bu hastalık konusunda bilinçlendirdim fakat şimdiki hayat çizgim olması gerekenin çok dışında… Gelecekte yaşanabilecek aile sorunları düşünerek evlenmemeyi düşünüyorum… Meslek olarak Bilgisayar Ağları Sistem Uzmanıyım fakat kafamda sedef hastalığının mesleğimi ileride ne şekilde etkileyeceği soruları var… Ve bunun gibi hayatımda atamadığım bir çok adım… Sizin ilaçlarınızın Allah’ın izni ile sürekli bir tedavi olmasa bile benim de hastalığımı geçireceğini / kontrol altında tutacağı ümidini yaşıyorum… Sayenizde belki ben de kendime yeni bir yaşam çizgisi çizebilirim…

Sizden ricam;

* Tedavi şekli hakkında bilgi… Sürülecek olan krem, içilecek herhangi bir bitki karışımı veya banyoda kullanılacak bir sabun vb…. ne zaman ve nasıl kullanılacak… (Tedavi süresi olarak 6 – 8 ay demişsiniz)

* Tedavinin güncel maliyeti…

* Kullanılan ilaçların herhangi bir yan tesiri olup olmadığı

* Diyet konusunda detaylı bilgi…

Size şimdiden çok teşekkür ediyor çalışmalarınızda başarılar diliyorum…


----- Original Message -----
From: Fatih Cetinkaya
To: info@herbalistatabay.com
Sent: Monday, August 07, 2006 4:17 PM
Subject: Sedef

Sayin Atabay bey,

Ben Fatih Cetinkaya, Almanya´da yasiyorum ve yasim 28, yaklasik 1 senedir cild hastaligim var, bir kac cilt doktoruna göründüm ilac felan verdiler ama hicbiri fayda vermedi, annem basindan beri derdi de dikkate almazdim ama care bulamayinca internette bir arastirma yaptim ve annemin hakli ve hastaligiminda SEDEF olduguna inandim.

Kafamin arka kisminda (kartvizit büyüklügünde), gögüs altinda (findik kadar), tirnaklarimda, kasimda (kücük) ve dirsekte bu hastalik bulunmakta.

Sizden ricam bana bu hastalik icin bir care göstermeniz.

Ne yapmam gerekiyor? Yardimci olursaniz cok memnun olurum..

Kullandigim Faydasi olmayan ilaclar:

ERYDERMEC
DECODERM tri
ELOCON
BATRAFEN Creme
BATRAFEN Shampoo
ECZANENIN Doktor tavsiyesi üzerine yaptigi bir KARISIM

Saygilarimla
Fatih Cetinkaya / Almanya


SORUN:Sedef hastalığı

Sevgili Atabay Güveloğlu

Ben 96 dan buyana sedef hastalığı ile mücadele eden ,sedef hastalığı taşıyan bir gurbetçiyim. Almanya da ikamet etmekteyim. Almanya dahil olmak üzere ,Türkiye'nin her yerini çare bulmak ümidiyle dolaşmış , duyumlar üzerine ,tavsiyeler üzerine ,gitmediğim, denemediğim, kullanmadığım, tedavi sistemi kalmamıştır yada kalmadığına inanıyordum.Taa ki sizin Internet sitenizi görünceye kadar.Internet sitenizi en ince ayrıntısına kadar inceledim.İçimde bir ümit ışığı doğmadı desem yalan olur. sizin ilaçlarınızı kullanmak, sizin yardımınız ve Aallah'ın da izniyle bu hastalıktan kurtulmak istiyorum.Kolay olmadığını , zaman alacağını , sabır gerekeceğini,devamlılık gerekeceğini biliyorum.Lütfen beni yanıtsız bırakmayınız.

Şahsim hakkında kısa bilgiler.

01.01. 1966 doğumluyum.Sinop´luyum , Almanya'da ikamet etmekteyim.1996 dan buyana bu hastalığı taşımaktayım.Alman sağlık makamlarınca, bu hastalıktan dolayı yüzde 60 is kaybı yasadığım kabul edilmiştir.

Saygılar sunarım.....


SORUN:Sedef hastalığı

Merhaba!
Ben 5 seneden beri sedef hastasıyım. Yüksek tahsilli ve varlıklı bir kişiyim. Yaşım henüz 37 dir. Bu sedef illeti için 12 yıldır şifa bulmak için gitmediğim yer kalmadı. Sıvas balıklı göl dediler, sadece 20 gün iyileşir gibi oldum, sonra daha fazla çıktı sedeflerim. Doktordan vs.hiç bir yerden hiçbir sonuç alamadım. Artık doktorlara, aktarlara para dökmekten bıktım ve 1 senedir hiçbir yere de gitmedim.Eskisinden daha da kötü duruma getirdiler.Web sitenizi gezdim fakat sedef hastalığına kesin birşey buldunuz mu merak ediyorum,tam anlayamadım.Fakat sedef hastalığının oluşum ve tedavisine yaklaşımınız çok mantıklı geldi.Herkeste iyi sonuçlar aldınız mı? Bir de İstanbul Kadıköy de "Herbil şifalı bitkiler"le alakanız var mı çünkü oraya da gittim ama hiç bir sonuç alamadım.Yine Bağdat Caddesinde kendisini Herbalist diye tanıtan Pelin estetik merkezi isimli işyerini çalıştıran ve doktor olmadığı halde doktor gibi hasta kabul ederek kasap gibi derimizi törpüleyip parçalayan ve kanatıp soyan yaşlı bir bayana,denize düşenin yılana sarıldığı gibi sarıldım ve başvurdum.Adı Leyla Çabuk imiş.Bu da Herbil Şifalı bitkiler isimli işyerindeki şahıs gibi tamamen kurtulursunuz dedi ama hiç bir fayda görmediğim gibi bir de maddi yönden adeta soyuldum.Devlet babamız bu insanlara nasıl izin veriyor,bunu da anlayamadım,bunlar hakkında suç duyurusunda bulunup şikayetçi de oldum.

Özetle değerli Atabay bey sizin ününüzü duydum ve son çare olarak yazıyorum.Allah aşkına beni bu illetten,sedef sorunu ile boğuşmaktan kurtarınız.Sizde de hayal kırıklığı yaşamak istemiyorum.Bu nasıl bir sorundur ki ne geçiyor,ne öldürüyor.Tıbbın ve eczacılığın bu tür sorunları çözememeketen dolayı utanması gerekir.Bu çağda böyle bir sorunu nasıl olup da çözemiyorlar. Biz kendimiz,yani sedef hastaları mecburen şifa için araştırmalara geçiyoruz,alternatifler arıyoruz ama,sizi tenzih ederim,ilacın da insanın da doğrusunu bulamıyoruz....

Lütfen bana acele ve net yanıt vermenizi rica ediyorum.İşin maddi boyutu sizin tedavinize geçersem hiç sorun değildir.50 milyar bile deseniz hemen peşin verebilirim.Yeter ki geçeceğine söz veriniz ve bir an önce ne verecekseniz alıp başlayayım. Teşekkürler,saygılar.

Güveloğlu'nun bu hastaya yanıtı aşağıdadır:
Değerli kardeşim,
Sizi anlıyorum. Şunu öncelikle başında belirteyim ki, Mersin dışında Türkiye'nin hiç bir yerinde bitkisel ilaç maddeleri verdiğimiz bir işyerimiz, büromuz, ortağımız ve bayimiz vs.yoktur. Türkiye'nin ilk ve tek herbalisti olduğum gibi firmamızın adı da herbil değildir. İstanbul'da şubemiz vs. yoktur. Bunlar sahte ve taklit işyerleridir. Unvanımızdan ve adımızdan faydalanmak isteyen halk tabiri ile "Üçkağıtçılar" dırlar. Ben de sizi tenzih ederim, siz çok çaresiz kaldığınız için başvurmuşsunuz ve sonuç alamayınca, şikayetçi olup, gerekeni yapmışsınız. Ama bunlar genelde saf bir hasta kesimini bu şekilde umut tacirliği hatta din sömürüsü yaparak kendilerine getiriyorlar, kandırıp bir şeyler veriyorlar. Özellikle bahsettiğiniz Kadıköy'deki Herbil denilen işyeri, dini yayın ağırlıklı radyolara sürekli reklamlar veriyorlar ve bilinçli bir dini bütün insanları da bu sahtekarlıklarına müşteri olarak sürüklüyorlar. Bu temiz ve çaresiz kalmış hasta insanlarımızı kandırıyorlar. Biz ise her kesimden, sizler gibi kültürlü, bilinçli ve elit bir hasta kesimine şifa sunuyoruz.

Gelelim sedef tedavimize;
Web sitemizde izah edildiği gibi sedef kesinlikle bir cilt sorunu, yani dermatolojik bir sorun değildir. Harici tedavi ve müdahalelerle asla kalıcı olarak geçmez.Zaten geçmiyor da.Lezyonların olduğu bölge estetik ve plastik cerrahi ile değiştirilse bile bir kaç ay içinde yine çıkar.Bu sorun strese dayalı ümminolojik ve psikosomatik nedenli bir sindirim sisteminin yetmezliği,karaciğer ve safra kesesi tembelliği sorundur. %100 lük buluş niteliğindeki uygulamalarım her hastada istisnasız başarı sağladı ve sağlıyor.Ümmin sistem güçlendirilip,sindirim sistemini yöneten nöronlarındaki spazmlar çözülmedikçe kalıcı tedavi asla sağlanmaz.Bu teorim ile başlattığım bitki özleri tedavisi ile 1984 yılından itibaren binlerce sedef hastası tamamen ve yenilememek üzere kurtulmuştur ve her gün de onlarcası gönderdiğimiz bitkisel maddelerle kurtulmaktadırlar.

İlaçlarımızın ikişer aylık dönemleri 300 milyon lira tutmaktadır.Yani 6 ayda 900 milyon lira masrafınız olacaktır. Tedavi esnasındaki çay,kahve kola,tereyağı ve yumurta sarısı gibi besin diyetlerine de uyarak tamamen kurtulmak mümkün olmaktadır.
Selam ve saygılar.

Herbalist Atabay Güveloğlu


KONU:Sedef hastalığı tedavisi
Merhaba Sayın çok degerli Atabay bey,
Ben İsviçre'den Ahmet Tahinci. Sedef hastasıyım su anda 2.donemi bitirmek üzereyim. Şunu belirtmek istiyorum sedefin akışı gerçekten durdu çok çok büyük bir iyileşme var sadece baştaki sedef de henüz tam yeterli bir iyileşme göstermedi, yaraları geçti ama kepeklenme oluyor bazen. Bu konuda yardımcı olursanız memnun olurum. Sizin gibi değerli ve müthiş bir insanla tanıştığımız için çok şanslıyım. Avrupa da benim bildiğim ve bana tavsiye eden arkadaş da dahil olmak üzere sedef hastalığından ilaç göndererek tamamen tedavi ettiğiniz 50 den fazla insan vardır.Ben de sayenizde kurtuluyorum çok şükür.Burada sedef hastaları birliği vardır.Ben de oraya kayıtlıyım.İyileşince onlara baş vuracak ve sizi haber edeceğim.100.000 den fazla üyesinin hemen size başvuracağından eminim.Buna göre hazırlıklı olunuz...

çok çok teşekkürler

not.02.0802005tarinde hesabiniza 500fr havale çıkardım 3.donem ilaçlar için ilaçları esim olan nicole gerber Tahinci adina fayhs 1433 - 2000

neuchatel suisse adesesine gönderirseniz memnun olurum


SORUN:EGZAMADAN SEDEF HASTALIĞI

----- Original Message -----
From: "kayın"
To:
Sent: Saturday, January 07, 2006 11:31 PM
Subject: Sedef

Ben Fırat Kayın merhabalar,
1980 doğumluyum, 1994 yılında egzama teşhisi konularak başlayan hastalığımın 1997 yılında sedef hastalığı olduğu belirlenmiştir. Saçlı deride kızarıklık, kepeklenme, kaşıntı şikayetlerim vardı. Yaklaşık 1 yıl öncede tırnaklarımda sedef başladı. Kullandığım ilaçlar Psorcutan , mfro, elecon . Doktorum sedefimin ileri derecede olmadığını söyledi. Ama ben rahatsızlık duyuyorum. Hafifte olsa bu hastalığımın çözümünün olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Çünkü doktorlarım, bu hastalığın çözümünün olmadığını söyledi.
İlginiz için teşekkürler.


MEME KANSERİ TANISI HAKKINDA BİR MAİL

----- Original Message -----
From: "orhanakalin"
To: info@herbalistatabay.com
Sent: Thursday, May 12, 2005 12:00 PM
Subject: neden mamografi değil?

Neden Mamografi Değil?
Avrupa ülkelerinde 50 yaşın altındaki kadınlara neden mamografi önerilmiyor?
Gazetelerin sağlık sayfaları ve televizyonlardaki sağlık programları incelendiğinde, kansere yol açan etkenlerin hayatımızdan çıkarılmasını öngören birincil önleme çalışmalarına hiç yer verilmediği ve kanser karşısında yapabileceklerimizin 'erken teşhis' ve 'sağlıklı yaşamla' sınırlandırıldığı görülecektir. Daha çok kadınları ilgilendiren meme kanseri konusunda ise yapılabilecek en önemli şey olarak düzenli mamografi çektirilmesi gösterilmekte, bizzat mamografinin arz ettiği tehlikeler ve mamografi filmlerinin ne kadar doğru sonuç verdiği (etkinliği) hakkındaki görüşler konusunda ise okurlar/izleyenler bilgisiz bırakılmaktadır. Oysa mamografinin tehlikeleri ve etkinliği ile ilgili Batıda önemli bir bilimsel literatür oluşmuş durumdadır ve bu konuda faaliyet gösteren azımsanmayacak sayıda kadın grubu vardır. Üstelik mamografi konusunda Batı dünyasında önemli uygulama farklılıkları bulunmaktadır.

Mamografi, kadınlarda meme kanserini erken teşhis etmek için kullanılan radyasyona dayalı bir teşhis yöntemidir. ABD'de ve Türkiye'de, 40 yaş-üstü kadınlardan yılda bir defa mamografi çektirmeleri istenmekte, ayrıca yüksek meme kanseri riski taşıyan kadınların ise daha erken yaşta mamografi çektirmeleri tavsiye edilmektedir. Avrupa'da ise mamografi saldırgan bir şekilde savunulmamakta ve 'menopoz-öncesinde etkin bir teşhis yöntemi olmadığından' yalnızca menopoza girmiş (50 yaş üstü) kadınlardan iki ya da üç yılda bir mamografi çektirmeleri istenmektedir.

Aslında mamografinin oluşturduğu radyasyon tehlikesi ve mamogramların (mamografi filmleri) ne kadar doğru sonuçlar verdiği uzun süreden beri tıp çevrelerinde bir tartışma konusudur. Mamografinin çok yüksek doz radyasyon içerdiğini söyleyenler, mamografinin kanseri erken teşhis etmek şöyle dursun içerdiği yüksek doz radyasyon nedeniyle kansere neden olduğunu iddia etmekte ve durumun vehametini anlatabilmek için Atom Bombası örneğini vermekteler: 'menopoz-öncesi rutin mamografiden kaynaklanan radyasyon, Hiroşima ve Nagazaki'de atom bombasının atıldığı yerde bulunan kadınların maruz kaldığı doza ulaşmaktadır.'

Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) standartlarına göre mamografide tek bir film için izin verilen maksimum radyasyon dozu 300 milirad'dır (bir göğüs röntgen filminin içerdiği radyasyon miktarı sadece 1 milirad'dır.), bir kerede en fazla kaç film çekileceği konusunda ise herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır! Yani her bir meme için dört film çekildiğinde bir mamografi seansında hastanın her bir memesinin maruz kaldığı radyasyon miktarı FDA standartlarına göre 1.2 radı bulabilmektedir. Ayrıca, filmin iyi çıkmadığı durumlarda üste üste defalarca film çekildiğini de unutmamak gerekir.

Radyasyonun birikimli bir etkiye sahip olduğu dikkate alındığında, 40 yaşından başlamak üzere her yıl mamografi çektiren bir kadının 50 yaşına geldiğinde her bir memesi için toplam yaklaşık 12 rad kadar bir radyasyona maruz kalabileceğini buluruz. Bu miktarın uç bir değer olduğu söylenebilir, bugünkü uygulamada her bir filmde ortalama radın (ABD'de) 160 milirada düştüğü iddia edilebilir. (Radyasyon gibi önemli bir konuda ortalamalara göre mi hareket etmek lazım yoksa uç değerler göre mi?) Bu miktar, cihazın türüne ve durumuna göre değişebilmektedir. İzin verilen dozun yarısı kadar oranında bir maruziyetin bile 10 yıl boyunca neden olduğu kümülatif etki çok büyük değerlere ulaşmaktadır. Kısaca mamografi çektirerek ciddi düzeyde bir radyasyon riski almaktasınız.

Radyasyonun farklı yaş-gruplarına etkilerinin farklı olduğunu da ayrıca belirtmek gerekir: çocukların radyasyona duyarlılığı çok yüksektir ('hamile kadınlar hangi seviyede olursa olsun radyasyona maruz kalmamalıdır', binaların girişindeki X-ray cihazları?); menopoz-öncesi bir kadının radyasyon hassasiyeti ise menopoz-sonrası bir kadının hassasiyetinden daha yüksektir. Ayrıca genetik yapı da radyasyona karşı gösterilen hassasiyetde belirleyici olabilmektedir; 'sessiz A-T (ataxia-telangiectasia) geni taşıyıcısı olan ve dolayısıyla radyasyonun kanserojenik etkilerine oldukça duyarlı olan %1-2 civarındaki kadınların mamografiden dolayı meme kanseri riskleri ise dört kat daha yüksektir.'

Tehlikelerinin yanı sıra mamografinin ne kadar etkin bir teşhis yöntemi olduğu da ciddi eleştirilerle karşı karşıyadır. Menopoz-öncesi kadınlarda vücut daha yüksek düzeyde östrojen ürettiğinden meme yoğun bir yapıya sahiptir. Bu daha yoğun yapı erken aşamadaki küçük tümörleri maskelemekte ve mamografiyle tespitinin önüne geçmektedir. Ve sonuçta mamogramlar meme kanserini teşhis edemeyebilmekte ve yanlış bir şekilde negatif sonuç verebilmektedir. Bu tür vakaların sayısı ihmal edilemeyecek boyuttadır. Kendisine endişe edilecek bir şey yok denen çok sayıda kadın sonradan konan meme kanseri teşhisiyle sarsılmaktadır. 'Günümüz pratiğinde mamogramlar tüm tümörlerin dört birinden fazlasını atlamaktadır.'

Ve bir de tam tersi durumlar bunmaktadır, hatta bunların oranı daha da yüksektir: Aşırı teşhisler. Mamogramda bir kitleye rastlanmakta, gereksiz biyopsiler yapılmakta ve bu kitleyi almak için lampektomi veya mastektomi uygulanmakta ve hatta 'hasta' bu bulgular nedeniyle kemoterapiye alınmaktadır. 'Aşırı teşhis ve akabinde uygulanan aşırı-tedavi mamografinin önemli risklerindendir. Görüntülemenin artışına paralel olarak DCIS teşhislerinde büyük bir artış yaşanmıştır. DCIS teşhis edilen hastalar lampektomi veya mastektomi artı kemoterapi uygulanmaktır. Halbuki DCIS'ların %80'ı bırakıldıklarında hastanın sağlığı için bir tehlike oluşturmazlar.' 'Mamogram sonrası yapılan biyopsilerin dörtte üçü kadarı selim lezyonlar çıkmaktadır.' Mamografi görüntülemesinin kalitesi de önemlidir. Mamografinin kalitesi, cihazın yaşına ve gerekli bakımların yapılıp yapılmadığına, teknisyenin ve filmi yorumlayan radyoloğun bilgi ve tecrübesine bağlıdır. Mamografi çekilen merkezlerin denetlenmesi ve makinaların kalibrasyonun ölçülmesi gerekmektedir. ABD'de FDA'nın bu merkezleri yılda bir kez denetlemekte ve makinaların kalibrasyonunu ve performans standartlarını ölçmektedir. ABD Sayıştayı'nın hazırladığı 1997 tarihli bir raporda 'ilk yapılan incelemelerde bu merkezlerin dört birinden fazlasının ciddi ihlallerde bulunduğu' belirtilmektedir.

Mamografi çektirmeye karar vermeden önce ciddi düzeyde bir radyasyon riski alacağınızı ve gereksiz müdahelelerle karşılaşacabileceğinizi aklınıza getirmenizde fayda var. Kanser oranları artıyor, bunun tıbbi nedenleri de var!

Orhan Akalın

Kanser Önleme Koalisyonu(www.preventcancer.com)

orhanakalin@atlas.net.tr

Kaynakça:

Samuel S. Epstein, Kanseri Başlamadan Durdurun, Domino Yayıncılık, 2005.

Susan Love, Dr. Susan Love's Breast Book, Perseus Publishing, 2000.

Epstein&Steinman, The Breast Cancer Prevention Program, Macmillan, 1997.

Breast Cancer Action web sitesi (www.bcaction.org)


<<..Önceki Sayfa    Sonraki Sayfa..>>


Atabay Güveloğlu'na Ulaşmak İçin Tıklayın..