İlaçla Tedavide Bir Reform Yaratan Araştırmacı
Herbalist Atabay Güveloğlu


İlk bitki özleri araştırma laboratuarını 1982 yılında tıbbi bitkilerin yoğunluğu ile bilinen çukurova bölgesinin Adana'ya bağlı Kadirli ilçesinde kurmuş. Burada modern şekilde elde ettiği bitki özlerinin kimyasal analizlerini AÜ.Ecz. Fakültesi ve Refik Saydam Merkez Hıfzıssıha'nın laboratuarlarında yaptırarak dünya literatürüne ve kodeksine uygunluk raporları almış.

BİTKİ ÖZLERİNİN DOZLARI

Okuduğu tüm ilgili kitaplarda ve tıbbi bitkilerin araştırma tezlerinde, bitkilerin etken maddelerinin o güne kadar tedavilerde hiçbir zaman dozlandırılmadığını görmüş. Sadece şu hastalıkta şu bitki yararlıdır denilmiş,şifası kabul edilmiş ama bu bitkinin hangi kısmının ne kadar süre ile ne şekilde ve ne kadar dozda kullanılması gerektiği hiçbir kitaba yazılmamış. Özel çalışmaları ile, 1985 de ideal dozların tespitini tamamlamış. 200 den fazla çeşitli hastalıklarda hangilerinin kullanılması gerektiğini özel reçetelere dökmüş. Adana ve Ankara'daki satış yerlerinde başvuran binlerce hastaya uygulatmış ve hepsinde olumlu sonuçlar almış. O yıllardan bu yana daha da geliştirerek bugünkü zirvedeki benzersiz tedavi aşamasına ulaşmış.



Dünyanın 7 ayrı araştırma merkezine bu buluşlarını rapor ederek vermiş. "10 yıllık bir denemeden ve uygulamadan sonra size cevap vereceğiz" denilmiş. Tüm dünyada uygulanması için buradan çıkacak sonucu bekliyor... Güveloğlu, aslında bu kadar süreye hiç gerek olmadığını belirtiyor. Zira bu formüller, diğer kimyasal veya sentetik ilaçlar gibi değildir. O ilaçlarda, önce sağlığa bir zararı var mı? Varsa ne kadar? diye araştırmaya başlıyorlar. Oysa bu bitki özlerinin zararsızlığı zaten tıbben ve eczacılık bilimince biliniyor. Yani hastalar üzerinde poliklinik deneylere hemen başlanıla bilinir ve doğruluğu veya eksikliği nedir, bir kaç ay içinde ortaya çıkar. Bu geciktirilmenin ana nedeni, kemoterapi gibi pahalı ilaçlar için uluslararası firmalar büyük yatırımlar yapmışlar ve bir alternatifi istemiyorlar. Bizim devletimizde de zaten henüz ilaç patent yasası olmadığı için Sağlık Bakanımızın kendileri bile bir ilaç bulsalar verecek makam bulamazlar. Yasalarımız diyor ki "Yeni bir ilacın Türkiye'de uygulanabilmesi için, en az iki Avrupa ülkesinde en az iki yıl uygulanmış, kullanılmış olması gereklidir"...

Sanki bizde ilaç bilimi ve bilim adamı yok! Bunca Farmokoloji ve farmokognozi profösörleri boşuna devletten maaş alıyorlar ve bunca özel araştırmacılar, yıllardır onca emek ve parayı boşa harcamış bulunuyorlar!...

Bütün bunların yorumlarını sizlere bırakıyoruz!


Dünyada insan ölümlerine en fazla neden olan hastalık kalp damar daralmaları şimdi Herbalist Atabay Güveloğlu'nun buluşu olan bitkisel reçeteler ile 4 ayda açılıyor...



 

 

ÜLSER, GASTRİT,ÜLSERATİF KOLİT,

SİNİRSEL KOLİT (Spastik kolon) VE HEMOROİD

TEDAVİLERİNDE OLAĞAN DIŞI SONUÇLAR...



----- Original Message -----
From: "Mehmet"
To:
Sent: Wednesday, April 12, 2006 2:33 PM
Subject: ÜLSERATİF KOLİT.SORULARIM VAR.TEDAVİNİZ BAŞARILI.

Atabay Bey Merhaba.
40 gün oldu bitkisel ilaçlarınızı kullanıyorum. Allah'a şükür kendimi şu anda çok iyi hissediyorum.
Bağırsaklarım Yüzde yüz formunu ve ritmini bulmadı henüz ama galiba iltihab bitti.İştahım açıldı ve kilo almaya başladım. O sıkıntılı dönem geçti elhamdülillah.İnşallah 2.,3.,4. ve diğer aylarda çok daha iyi olurum?Tedavinize devam edeceğim inşallah.Bitki kokteyli olan 6 şişeden birisi galiba artacak. Bu durumda ne yapacağız? 3. ve 4. aylardaki tedavi de göndereceğiniz bitkiler değişecek mi? Doktorun ilaçlarını da kullanmaya devam ediyorum.Bana bir de demir ve kan eksikliği için küçük şurup verdi. Beni her konuda bilgilendirirseniz çok sevinirim efendim. Lütfen cevap yazın.
Saygı ve Hürmetler.


Peptik Ülser

Ülser nedir ?

Ülser ; Mide veya duedenum (onikiparmak barsağı)'un mide asidi ve sindirim sıvıları (örneğin:pepsin) tarafından harabiyeti sonucunda meydana gelen doku kaybıdır.Doku kaybı asit pepsinin etkisiyle daha derinlere inebilir,enflamasyon dediğimiz yara meydana getirir.

Sıklığı nasıldır?

Toplumumuzda herhengi bir zamanda mevcut ülserli hasta (yeni geçiren veya geçirmiş) yüzdesi %2-6'dır. Duedenal (onikiparmak barsağı) ülseri , mide ülserine göre çok daha fazla görülür. Duedenal ülser 30-50 yaşları rasında daha sık olup , erkeklerde kadınlara göre 2-4 kat daha fazladır. Mide ülseri 60 yaşından sonra daha sık gözlenir ve kadınlarda daha çok görülür.

Ülserin belirtileri nelerdir?

En sık rastlanan belirti karnın üst kısmında kemirme ve yanma şeklinde ağrı olmasıdır. Genellikle öğün aralarında meydana gelir. Gece hastayı uykudan uyandırabilir (daha çok duedenal ülserde). Yemek yemekle ve antiasit dediğimiz mide asidini nötürleyen çiğneme tableti ve pastillerle birkaç dakika ile birkaç saat arasında ağrı hafifler. Sonbahar ve ilkbaharda ağrıların sıklığı artar. Ülserli hastalarda daha az sıklıkla meydana gelen belirtiler bulantı , kusma (özellikle ağrı varken oluşur, kusunca ağrının azalması veya kesilmesi çok tipiktir) , iştahsızlık ve kilo kaybıdır.

Ülserin nedeni nedir?

En büyük neden "Helicobacter pylori" adlı bir mikroptur ve düzenli NSAİ ilaçlar (aspirin, antiromatizmal ilaçlar) alımıdır. Diğer muhtemel nedenler arasında genetik yatkınlık (irsiyet) , her türlü stresler , kortizon türü ilaçlar , alkol , sigara , kahve alışkanlığı , çevre kirliliği sayılabilir.

Helikobacter Pylori

Birçok ülser helicobacter pylori mikrobunun varlığı ile meydana gelir. Duedenal ülserlerde Helicobacter pylorinin varlığı %100'e yakın oranla yüksek bulunmuştur. Helicobacter pylori varlığı saptanan , ancak ülser görülmeyen kişilerin varlığından dolayı , helicobacter pylori varlığı yanında başka faktörlerde (örneğin irsiyet) olması gerektiğini düşündürmektedir. Helicobacter pylori varlığı ülser yapması dışında müzmin gastrit yaptığı kesindir. Mide kanserlerine yol açtığı da iddia edilmektedir.

Helikobacter Pylori. Elekron mikroskobu ile alınmış resmi.

Helikobacter Pylori kültürü

Helikobacter Pyloriyi saptama yöntemleri

Endoskopik biopsi alınarak üreaz testi , patolojik inceleme , kültürde üretme gibi yöntemler.

Hasta kanında helicobacter pylori mikrobuna karşı gelişmiş antikoru saptayarak (hiç olmazsa 2 aylık dönemde helicobacter pylori enfexionu geçirdiği saptanır).

Endoskopik yöntemle alınan biopsi örneği özel hazırlanmış solusyana atılarak Helikobacter Pylorinin varlığının araştırılması( Üreaz testi)

NSAİ ilaçlar (Aspirin ve benzeri ilaçlar) 'ın "ülser yapıcı" etkileri

Ülseri meydana getiren ikinci büyük sebep; düzenli NSAİ ( Ağrı kesici ve romatizmal ilaçlar ) ilaç kullanmaktır. NSAİ ilaçların bu kötü etkileri uygun ilaçlarla önlenebilir. Ülseri olanlar çeşitli hastalıklar için doktora gittiklerinde , doktora ülserli olduğunu söylemelidirler. Doktor gerektiğinde vereceği ağrı kesici ilaçlarla birlikte gastrointestinal yan etkileri önleyecek ilaç verebilir ya da yan etkileri olmayan ilaçlar (paracetamol gibi) kullanılabilecektir.

ÜLSERİN TEHLİKELİ SONUÇLARI

Mide Kanaması

Sindirim sistemi kanamalarının en büyük nedeni ülserlerdir. Bazen daha önce hiç mide ağrısı şikayeti olmayan kişilerde bile görülebilir. Bu kişiler "kahve telvesi" renkli bir materyel kusarlar ya da "katran renkli" siyah gaita dışkılarlar. Başka belirti olmadan , gaitasının siyah renkli olduğunu farkeden kişilerin mutlaka bir sağlık kurumuna acil olarak başvurması gereklidir.

Kusma ve siyah renkli feçes olmadan önce aniden fenalık gelmesi , soğuk soğuk terleme halinde üst gastrointestinal kanamadan kuşkulanılmalıdır.

Perforasyon ( Mide delinmesi)

Mevcut ülserin derinliğinin artması ve tüm mide-duedenum katmanlarını geçerek delinmesidir. Mide asit-pepsin içeriğinin karın boşluğuna geçmesi sonucu aniden ve şiddetli bir ağrı oluşur. Karın tahta gibi sertleşir , kıpırdama ve yürüme ağrı nedeniyle zorlaşır. Tedavi genellikle ameliyat iledir.

Tıkanma

Özellikle duedenum ve pylor kanalında akut ülserin doku ödemi (şişliği) meydana getirmesiyle , uzun süredir derin ülserin olması sonucunda nedbe dokusu oluşması nedeniyle , yiyecek , içecek ve mide suyunun geçimini (pasajın) daralması (stenoz) , hatta tıkanmasına neden olur. Hasta yediği ve mide suyunun devamlı salgılanmaya devam etmesi sonucu mide içinde biriken , ileriye gidemeyen materyali kusar. Kusma bol ve süreklidir. Hasta yese bile yiyecekler hazmeden organlara geçemediğinden (hazım-emilim- mide değil,onikiparmak barsağı ve ince barsaktadır), sürekli kilo verme mevcuttur. Teşhis biran önce yapılıp , ameliyat edilmelidir.

ÜLSER TEŞHİSİ

Fizik muayene ve ultrason ile ülser herhangi bir işaret vermez. Ancak bize başka hastalıkları ekarte etme şansı verir.

Ülser tanısı için üst sindirim sisteminin radyolojik tetkiki veya daha iyisi üst sindirim sistemi endoskopisi (özofagogastroduedenoskopi) ile konur.( tetkiklerin detayı )

Endoskopi (Gastroskopi):
Küçük , ışıklı , kıvrılabilen bir boruyla yemek bousu , mide ve onikiparmak barsağının gözle direkt olarak gözlenmesidir. Görülmesi gereken organların yaklaşık her yeri net bir şekilde gözlenebilir. İşlem hastaya genellikle sakinleşmesi için bir ilaç verilerek yapılır. İşlem sırasında , patolojik tetkik ve üreaz testi için biopsi alınabilir. Biopsi alımı herhangi bir rahatsızlık veya ağrıya neden olmaz.

Helikobacter pylori için testler:

Helikobacter pyloriyi tesbit edecek birçok test vardır. Bacterinin antikorlarının varlığını kanıtlamak için kan testleri alınabilir (pratiktir , genellikle tarama testi olarak kullanılır). Bakterinin meydana getirdiği ürünleri nefesten test eden nefes testleri uygulanabilir (değeri azdır , pahalı cihazlara gerek vardır). Tedaviyi değerlendirmek amacıyla yapılabilir. Mideden alınan biopsi (doku parçası) ile üreaz testleri yapmak , patolojik muayene yapmak, kültürden üreterek (zor ve zahmetlidir) helikobacter pylori tesbit etmek mümkündür.

ÜLSER TEDAVİSİ

DİYET:

Geçmişte baharatlı , acı , ekşi , turşudan , yağlı ve asidik yiyeceklerden kaçınılması gerektiği söylenip , süt tedavisi verilirdi. Bugün ülser için özel bir diyet olmadığı gibi , gece yatmadan önce içilen sütün zararı bile olabilir. Özel diyetin ülseri iyileştirmede katkısı olmadığı deneylerle gösterilmiştir. Şu anda kişisel olarak şikayetine sebep olduğu düşünülen yiyecek maddesinin kısıtlanması gerektiği söylenmektedir. (Örneğin ülserli bir kişiye soğan yemek dokunmuyorsa yemesinde bir sakınca yoktur). Ancak ülserli hasta sigarayı (eğer çok içiyorsa) bırakmalıdır. Sigara içiminin ülser iyileşmesini geciktirdiği , sık ülser tekrarlanmalarının ( nüks ) neden olduğu gösterilmiştir. Genellikle ülserli hastalar aspirin ve benzeri romatizma ilacı almamalıdır. Alkol alımı , yüzeyel mukoza direncini bozarak , gastrite ve ülser iyileşmesinde gecikmeye yol açabilir. akut ülserde özellikle alınmamasında yarar vardır.

İLAÇLAR:

Gastroözofajial reflü tedavisinde ve ülserde kullanılan ilaçlar H2 reseptör blokerleri (Ranitidin , Famotidin , Nizatidin) ve proton pompa inhibitörleri (omeprozol , lansoprol) dir. Bunlar mide asitlerini azaltarak yakınmaları rahatlatırlar. Ayrıca mide asitinin ülser üzerine etkisini ortadan kaldırarak , iyileşmeyi sağlarlar. protein pompa inhibütörleri asiditeyi azaltmada , H2 reseptör blokerlerine oranla daha güçlüdür , ancak daha pahalıdırlar. helikobacter pylori saptanan hastalarda , protein pompa inhibütörleri antibiyotiklerle birlikte helikobacter pyloriyi yok etmede ( eradikasyon ) kullanılmaltadır.

Örnek bir tedavi şeması

Helikobacter Pylori'nin saptanmasından sonra.
2 Hafta süre ile ;

1- Proton Pompa İnhibitörü ( Lansoprozol gurubu,Omeprazol gurubu ) ( Sabah - Akşam)

2- Amoksisillin 1 gram tablet ( Sabah - Akşam )

3-Klaritromisin 500 mg. tablet( Genel adı ) ( Sabah - Akşam )

Daha sonra genellikle tekdoz (günde 1 defa) sadece Lansoprozol ( yada Omeprzol ) ile 1 yada 2 ay tedaviye devam edilir.Bu tedaviden sonra çoğunlukla 6 ay kadar H2 reseptör Blokerleri ( Famotidin,Ranitidin v.s.) ile idame tedavisi verilebilir.( Bir kaç kez kanama geçirmiş tekrar kanama olasılığı yüksek gibi bazı hasta gurubunda çok uzun süre de kullandırılabilir.)

Ülser nedeniyle Ameliyat ne zaman gereklidir?:

Birçok ülserler ilaçla iyileşirler. Kanama , stenoz (daralma -tıkanma) , delinme meydana gelirse , tıbbi tedaviye cevap vermezse acilen ameliyat gereklidir

1-Ülseratif Kolit nedir?
Ülseratif Kolit,bir kalın barsak (kolon) hastalığıdır.Kalın barsak,ince barsaktan sonraki barsak bölümüdür.İnce barsak,alınan besinlerin sindirildiği ve emildiği barsak kısmıdır.İnce barsakta emilmeyen posalı gıda,kalın barsakta depolanır.İçindeki suyun büyük bir kısmı burada emilir.Böylece katılaşan feçes,kalın barsağın hareketleri ile barsağın son bölümü olan rektuma gelir ve anüsten (makat) dışarı atılır.

Ülseratif Kolit,kolonun iç yüzünü döşeyen tabakanın (mukoza) hastalığıdır.Mukoza iltihap ve kanayan yaralar (ülser) yapar.,

Hastaların hemen hepsinde barsağın son bölümü (rektum) hastadır.Bazı hastalarda kalın barsağın daha büyük kısmı hastadır.Bazı hastalarda bütün kolon hastadır.Yani hastalığın yaygınlığı hastadan hastaya değişir.

Hastaların bir kısmında başlangıç döneminde kabızlık olabilirse de genellikle ishal vardır.Feçes kanlıdır.Kanla birlikte mukus denen parlak,kaygan barsak salgısı ve cerahat de feçes içinde görülür.

Ülseratif kolit;kronik,süregen bir hastalıktır.Yıllarca devam eder.Tedavi ile hastanın şikayetleri ve barsaktaki hastalık hali düzelir.Ancak zaman zaman tekrarlamalar gösterir.Hastanın ilaçlarını doktor kontrolünde sürekl, kullanması gerekir.

2-Ülseratif kolitin nedenleri nedir?

Ülseratif kolitin nedeni bilinmemektedir. Gıda içerisinde alınan çeşitli maddeler,bacteri,bacteri toksinleri,viruslar hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabilir.Ancak sorumlu hiç bir gıda maddesi veya mikrop bulunmuş değildir.Etken ne olursa olsun,bu zararlı faktöre karşı barsak mukozasında cevap olarak iltihap hücreleri artar,iltihap ve ülserler gelişir.

Bugün için tedavide kullanılan ilaçlar;hastalığın nedeni bilinmediği için,sebebe yönelik değil,iltihabın gerilemesini sağlayan anti-enflamatuar ilaçlardır.

3-Ülseratif kolit bulaşıcı bir hastalık mıdır?

Hayır.Ülseratif kolit bir enfeksiyon hastalığı değildir.Hasta,hastalığını çevresindeki insanlara bulaştırmaz.

Kirli su yada çiğ sebze ve meyve ile oluşan bazı barsak infeksiyonlarında ülseratif kolitli hastalardaki şikayetlere benzer belirtiler olur.Bu infeksiyöz barsak hastalıkları dışkı incelemeleri ile ülseratif kolitten ayırdedilir.

4-Stres yada başka faktörler ülseratif kolit oluşmasına veya hastalığın alevlenmesine yol açar mı?

Hayır. Bazı hastalarda stresli dönemlerde hastalığın alevlendiği görülürse de,genellikle stres ile aktivasyon arasında belirgin bir ilişki yoktur.

Barsak enfeksiyonları ( örneğin;amip enfeksiyonu),soğuk,gribal enfeksiyon,antibiyotikler ve muhtemelen ağrı kesici ilaçlar hastalığın alevlenmesini tetikleyebilir.

5-Ülseratif kolit gebe kalmaya engel midir?Gebeliği etkiler mi? Gebelikte ilaç kullanılabilir mi?

Hastalığın aktif olduğu dönemde gebe kalınmaması önerilir.

Gebelik sırasında yarı yarıya hastalık alevlenebilir,yada iyileşebilir.Bazı hastalarda doğumu takiben birkaç hafta içinde alevlenme olabilir.

Bağışıklık sistemini etkileyen Azothiopirin [Imuran] tedavisi almakta olan hastalar gebe kalmaktan kaçınmalıdır.Bunun için doğum kontrol hapları alınabilir.Bu ilaçların hastalık üzerine kötü etkisi yoktur.Sulfasalazine [Salazoprin],mesalazine [Salofalk] gibi ilaçlar gebelik sırasında ,emniyetle kullanılabilir.

Gebelik sırasında hastalığın alevlenmesi halinde lavman yolu ile veya ağızdan kortizon kullanmak gerekebilir.Kortizonun anne karnındaki bebeğe zararlı etkisi gösterilmemiştir.Bununla birlikte yüksek dozda kortizon hapları almakta olan hastaların bebeğini emzirmemesi önerilir.

Ülseratif kolit gebe kalmanızı yada sağlıklı bebek sahibi olmanızı engellemez.Hamilelik ve doğum sırasındaki rizkiniz,normal kişilerden farklı değildir.

6-Ülseratif kolit hastanın çocuğuna geçer mi?

Ülseratif kolit anne-babdan çocuklarına geçen bir hastalık değildir.Bununla birlikte,aynı aile içinde birden fazla hasta birey bulunabilir.Hastanın çocuğunda ülseratif kolit olması düşük olasılıktır.

7-Ülseratif kolit hastanın aile yaşamını etkiler mi?

Ülseratif kolit,erken çocukluk çağından 80 yaşına kadar herhangi bir yaşta başlayabilirse de,genellikle ilk kez 20-40 yaşları arasında ortaya çıkar.Bu yaşlar kişinin meslek edinme ,evlenme ,ev kurma,çocuklarını yetiştirme çabalarını yoğun olarak yaşadığı yaşlardır.Bu dönemde kişinin sağlığının iyi olması çok önemlidir.Kronik tekrarlayıcı özelliği olan bazı hastalarda olduğu gibi ,ba hastalıklarda olduğu gibi ,bu hastalıkta da hastanın eşi ,ailesinin sevgi ve anlayışı hastalığın yarattığı zorlukları göğüslemesinde yardımcı olacaktır.

8-Ülseratif kolit nasıl teşhis edilir?

Hastanın hikayesinde kalın barsaktan olan kanama,birlikte olan ishal (kabız da olabilir) ve karın ağrısı ülseratif kolit olabileceği şüphesini doğurur.Yapılan dışkı ve kan tetkikleri ile barsak enfeksiyonu olmadığı anlaşıldıktan sonra teşhisi kesinleştirmek için kolonoskopi (veya önce rektoskopi) yapılması gereklidir.Kolonoskopi,kolonoskop adı verilen yumuşak,bükülebilir,ucundan ışık veren özel aletlerle,bu konuda özel eğitim görmüş doktorlar tarafından yapılır.Kolonoskopla makattan girilerek bütün kalın barsağın iç yüzeyi gözle görülerek incelenir.Hastalığa özel bulgular saptanır.Hastalığın şiddet derecesi ve barsaktaki yaygınlığı belirlenir.Kolonoskopi sırasında barsak mukazasından alınan minik bir parçanın (biyopsi) mikroskop altında incelenmesi ile teşhis kesinleştirilir.

Yine hastalığa ait bulguların saptanması amaciyla barsak filmi çekilir.Gerek barsak fşlmi gerekse kolonoskopi hastanın takibi sırasında doktorun gerekli gördüğü zamanlarda tekrarlanır.

9-Ülseratif kolit kanser midir? Ülseratif kolitli hastada barsak kanseri olur mu?

Ülseratif kolit kanser değildir.Kanser ; vücudun herhangi biryerinde kontrol edilmeyen aşırı büyümedir.Ülseratif kolitli hastaların az bir kısmında ,ileriki yıllarda ,normal insanlara göre artmış kanser riski vardır.Özellikle tüm kolonun hasta olduğu ve hastalığın 10 yıldan daha fazla süredir mevcut olduğu hastalarda risk söz konusudur .Bu nedenle hastaların doktor kontrolü altında bulunmaları gerekir.

10-Barsağın yalnızca bir bölümünü tutan hastalık barsağın tümüne yayılabilir mi?

Hastalığın alevlendiği dönemlerde, hasta olan barsak kısmı genellikle hep aynıdır. Bazen hastalığın yaygınlığında azalma olur. Bazen de,şiddetli ataklarla birlikte yaygınlığı artabilir.

11-Ülseratif kolit tedavi edilebilir mi?

Evet, tedavi edilebilir. Tedavide ağız yolu ile verilen haplar veya makatdan barsak içine uygulanan lavman ve fitil şeklinde ilaçlar kullanılır.Ancak hastalığı tamamiyle yok eden bir tedavi şekli yoktur .Özellikle tedavinin kısa sürede kesilmesiyle hastalık yeniden alevlenir .Bu nedenle tedavinin uzun süre (hayat boyu) olması gerekir.Bu şekılde hastalığın yeniden aktivasyonu önlenmiş olur.Yine de tedavi altında dahi,hastaların az bir kısmında hastalığın alevlenmesi olasıdır.Hastalığın tamamen ortadan kalkması,ancak hasta barsağın ameliyatla çıkarılması ile mümkünolur.

12-Ülseratif kolit tamamen iyileşebilir mi?
Hastalığın belirti ve bulguları yıllarca, hatta tedavi verilmeksizin hayat boyu ortadan kaybolabilir. Hastaların büyük bir kısmında ise, ne yazık ki dönem dönem alevlenmeler göstererek seyreder.

13-Ülseratif kolitin tedavisinde diyetin yeri var mıdır?

Ülseratif kolit tedavisinde özel diyetlerin çok az rolü vardır .Hastalığa neden olan ya da şiddetlendiren belirlenmiş herhangi bir diyet yoktur.

Tedaviye iyi cevap vermeyen bazı hastalarda ,su ve sütlü gıdanın diyetten çıkarılması ile önemli ölçüde iyileşme olmaktadır.

14-Ülseratif kolite ameliyat tedavisi gerekir mi?Hangi hallerde gerekir?

Kalın barsağın tümünü ya da büyük kısmını ameliyatla çıkartmak gerekebilir.Ameliyatı gerektiren durumlar şunlardır:

a)Yoğun ilaç tedavisine rağmen iyileşmeyen ,barsak felci veya delinme riski taşıyan çok şiddetli aktivasyon olması.

b)Yıllarca sık tekrarlayan ataklar nedeniyle hastanın iyileşmemesi.

c)Özellikle kalın barsağın büyük kısmı ,ya da tümü hasta olanların tedaviye hızlı düzelmemeli.

d)Vücudun diğer organlarda da (göz,deri,eklem )iltihabi hastalığın sık sık tekrarlaması.

e)Kalın barsakta kanser gelişme riskinin belirmesi.

15-Tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri nelerdir?

Koritikosteroidler:(deltakortril,Ultralan,vb)Akut ülseratif kolit ataklarının tedavisinde kullanılan bu ilaçlar yüzde yuvarlaklaşma ,iştah artışı,ruhsal durumda değişikliklere yol açabilir.Yüksek dozda kortizon kullanımı kemiklerden kalsiyum kaybı,cilt ve kaslarda erime,hipertansiyon,geçici şeker hastalığı gibi olumsuz etkiler oluşturacağından doktorunuz uzun süreli yüksek doz kortikosteroid kullanımından kaçınacaktır.

Kortikosteroid lavman ve köpükler:Bu preperatlar genellikle önemli yan etkiye yol açmamaktadır.

Sulphasalazine:(salazopyrin)Genellikle önemli bir yan etki olmaz.Bazı hastalarda döküntü,baş ağrıları,bulantı,mide ağrıları ve aknsızlığa yol açabilir.Bu ilaç yaklaşık 40 yıldır kullanımda bulunmaktadır ve aylar,yıllar süren kullanımları güvenli bulmuştur.Erkeklerde bazen sperm sayısını azalttığı için çocuk sahibi olmayı engeller.Ancak bu geçici bir durumdur.İlacın kesilmesini takip eden 3 ay içinde normala döner.Sulphasalazine kullanımı sırasında idrar hafif turuncu renk alabilir,herhangi bir önem tanışmamaktadır.

Mesalazine ve diğer 5-ASA ilaçları:(Salofalk, Dipentun, vb)Bu ilaçlar etki açısından sulphonamide kısmının olmayışı nedeniyle yan etkileri daha az karşılaşılmasını sağlamaktadır.İshal ,baş ağrısı ve deri döküntüleri görülebilir.

Azothioprine:(Imuran)Bağışıklık sistemini etkileyen bu ilaç idame tedavisi sırasında bulantı,grip benzeri yakınmalar veya karın ağrısına yol açabilir.Kan hürelerinde de düşüklük yapabileceğinden ilacın kullanımı sırasında kan sayımlarının düzenli olarak takip dilmesi önerilmektedir.

SPASTİK KOLON (İRRİTABL BARSAK SENDROMU)

İBS barsakların en sık hastalığıdır.Kramp tarzında ağrı ,gaz ,şişkinlik ve dışkılama bozukluğu ile karekterizedir.İBS'li bazı hastalarda zor veya birkaç gün süren katı dışkılama ile karekterize kabızlık vardır.Bazılarında sıklıkla acil dışkılama ihtiyacıyla birlikte cıvık dışkılama ile karekterize ishali vardır.Bazı hastalarda ise hem kabızlık hem isal olur.İBS'li bazı hastalarda acil dışkılma ihtiyacı ile birlikte kramp tarzında ağrıları vardır,fakat rahat dışkılayamaz.Yıllardan beri İBS'ye pek çok isim verilmiştir."Kolitis","mukuslu kolit","spastik kolon","spastik barsak","fonksiyonel barsak hastalığı".Aslında bu terimlerin birçoğu yanliştır.Örneğin kolitis kalın barsağın enflemasyonu(iltihabı)demektir.İBS'de enflamasyon(iltihap)yoktur.Daha ciddi bir hastalık olan ülseratif kolit ile karıştırılmamalıdır. İBS'nin sebebi bilinmiyor.Bu yüzden henüz tamamen iyileştirici bir tedavisi yoktur.Doktorlar onu "fonksiyonel bir hastalık" olarak adlandırılırlar.Çünkü barsakların muayene ve tetkiklerde hastalık belirtisi yoktur.İBS çok büyük rahatsızlık hissi ve sıkıntıya neden olur.Fakat,İBS'nin brsaklara sürekli bir zararı yoktur.Barsak kanamalarına yol açmaz,kanser gibi ciddi bir hastalığa yol açmaz .İBS sıklıkla ılımlı bir şekilde hastaları canından bezdirir.Onlar sosyal olaylara girmeye ,iştenden ayrılmaya eğilimlidirler,kısa mesafelerde bile olsa seyahat etmekten korkarlar.Bununla birlikte İBS'li birçok hasta diyet ,stresin düzeltilmesi ve bazı ilaçlarla semptomları kontrol altına alınabilir.

İBS'nin sebebi nedir?

6 feet uzunluğunda olan kolon ince barsakları rektum ve anüse bağlar.Kolonun en büyük fonksiyonu , ince barsaklardan gelen sindirim materyelinden su ve tuzu absorbe ( emmek) etmektedir.Her gün ince barsaklardan kolona 2 lt kadar sıvı materyel girer.Sıvı ve tuzun büyük bir kısmı absore edilinceye kadar bu materyal birkaç gün kolonda kalır.Gaita , dışkılama oluncaya kadar kolonun sol tarafına doğru hareketleriyle sol kolona geçer ve orada depolanır.

Kolon motilitesi(barsak kaslarının kasılması ve içeriğinin hareketi)sinirler,hormonlar,kolon kasındaki elektiriksel aktivite ile kontrol edilir.Elektirikli aktivite kalp fonksiyonlarını kontrol eden mekanizmaya benzer bir pacemaker(uyarı merkezleri)gibi rol oynar.

Kolonun hareketleri hafifçe geriye ve ileriye ancak esas olarak rektuma doğru olmak üzere içeriği ileriye doğru sürer.Günde birkaç kere güçlü kas kontraksiyonları kolonu aşağıya hareket ettirir,fekal materyali dışa doğru iter.Bu güçlü kontraksiyonları bazıları dışkılama ile sonuçlanır.

Doktorlar organik bir sebep bulamadıklarından dolayı İBS için genellikle psikolojik iç çatışma veya stres İBS semtomları arttırırken araştırmalar göstermiştir ki diğer faktörler de önemlidir.Araştırıcılar sadece küçük bir uyarı ile İBS'li kişilerin kolon kaslarında spazm başladığını buldular.Öyle görülüyorki İBS'li hastalar olması gerekenden daha hassas ve reaktif bir kolona sahiptirler .Bu yüzden bir çok kişi için can sıkıcı olmayan uyaranlara kuvvetle cevap verirler.

Yemek yeme ve kolondaki gaz ve diğer materyelin meydana getirdiği gerilme gibi olağan olaylar İBS'li kişilerde aşırı bir reaksiyona sebep olabilirler .Bazı yiyecekler ve ilaçlar bazı kişilerde spazmı başlatabilir.Bazen spazm gaitanın pasajını geciktirerek kabızlığa yol açar .Çukulata ,süt ürünleri,fazla alkol alımı sıklıkla suçlu bulunmuştur.Kahve bir çok kişide cıvık gaitaya sebep olur .Fakat İBS'li hastaları daha çok etkiler .Araştırıcılar ayrıca İBS'li kadınlarda menstürial periyod esnasında semptomların daha arttığını bulmuşlardır.Bu da üreme hormonlarının İBS semptomlarını arttırabileceğini düşündürmüştür.

İBS'nin belirtileri nelerdir ?

Eğer İBS hakkındaki bilgiler sizi ilgilendiriyorsa,normal barsak fonksiyonlarının kişiden kişiye değiştiğini kavramak ,anlamak önemlidir.Günde 3 kez dışkılama da,haftada 3 defa dışkılama da normaldir.Normal dışkı şekillidir fakat katı değildir.Kan içermez.Dışkılama sırasında kramp ve ağrı olmaz.

Fakat İBS'li hastalar,kramp tarzında karın ağrısı,ağrılı kabızlık veya diyareden yakınırlar.Bazı kişilerde kabızlık ve diyare yer değiştirebilir.İBS'li bazı hastalarda müküs (sümüksü materyel) dışkılamaları tipiktir.Kanama,ateş,kilo kaybı,sürekli ağrı yakınmaları yoktur.Bunların bulunduğunda başka problemlerin olduğunu gösterir.

Normal giden barsak fonksiyonunu İBS'li hastalarda bazı durumlarda değişir.

Barsakta reaksiyon başlatan etkenler :

Yiyecekler (her türlüsü ağrıyı başlatabilir)
Kahve ve kafein içeren maddeler
Enfeksiyonlar,
Bazı ilaçlar,
Hormonlar (adetlerle ilgisi)
Mevsim değişiklikleri
Her türlü Stress halleri
Psikolojik problemler
Diğer Belirtiler (Her hastada az yada çok bulunabilir):

Ağrılı, hassas adeleler (özellikle sırt bölgesinde)(Fibromiyalji)
Halsizlik,yorgunluk Uyku bozukluğu
Baş ağrıları
Eklem ağrıları
Baş dönmesi hissi
Güçsüzlük hissi
Konsantrasyon güçlüğü
Nefes alamıyormuş gibi olma (gerçek nefes darlığından farklıdır)
Göğüs ağrısı (kalp kökenli ağrılardan ayırdedilmelidir)
Karın ağrıları (atipik-şişkinliğin ve dışkılama değişikliği ile beraber)
Kasık ağrıları
Ağrılı adet görme
Cinsel istek azlığı
İdrar problemleri (idrar zorluğu,idrar yaparken yanma )
İBS nasıl teşhis edilir ?

Genellikle daha ciddi organik bir hastalık olmadığı ortaya konularak tanı konur. Belirtilerin dikkatli bir tanımlaması yapılarak ayrıntılı olarak hasta dinlenmelidir. Fizik muayene ve laboratuar tetkikleri yapılır. Gaitada gizli kan aranır,Kolon grafisi veya kolonoskopi gibi tanısal işlemler de yapılabilir.Bu şekilde organik bir hastalık varsa ortaya çıkartılır.

Diyetin önemi var mıdır?

Bir çok hastada uygun bir diyet İBS belirtilerini azaltır. Yakınmalarının artmasına neden olan (kişinin kendine özel)yiyecekler daha az yenmelidir. Laktaz enzimi bulunan bakteriler içeren yoğurt iyi tolere edilir. Süt ürünlerinde laktoz bulunur. Laktaz yetmezliği bulunan hastalarda ishale sebep olabilir. Lifli yiyecekler bir çok vakada İBS yakınmalarını azaltabilir. Tahıl ekmeği ve tahıllar, fasulye, meyveler, sebzeler lifli yiyeceklerin önemli kaynağıdır. Bol kepekli, lifli diyet kolonu hafifçe şişkin tutar, bu şekilde spazm önlenmeğe çalışılır. Lifin bazı kısımları gaitanın içinde suyu tutar, gaitanın sertleşmesini önler, barsaktan geçişi kolaylaştırır. Yeterince lifli yiyecek yiyen İBS'li hastalar dışkılaması daha rahat ve ağrısız olur. Bol lifli yiyecekler gaz ve şişkinlik meydana getirebilir. Fakat birkaç hafta içinde vucut bu diyete alışır ve semptomlar sıklıkla kaybolur.

İBS'li hastalarda fazla yemek yemek, kramp tarzında ağrılara ve diyareye neden olabilir. Sık ve az miktadra yemek semptomları azaltabilir. Özellikle öğünler pasta, pirinç, tahıl ekmeği ve tahıllar sebze ve meyveler gibi az yağ içeren yüksek karbonhidratlı yiyecek içeriyorsa az miktarda alınması özellikle önerilmelidir.

İBS'den oluşan belirtiler ilaçlarla azaltılabilir mi?Bu hastalık ilaçlarla geçer mi?

İlaçlarla bu hastalığın tamamen geçmesi mümkün değildir. İBS tedavisinde standart bir yol yoktur. Antispazmodikler ve tranklizanlar ( karın ağrısı ve yatıştırıcı ilaçlar) belirtileri azaltabilir. Hasta depresifse (ki hastaların çoğunluğunda görülür) antidepresan ilaçlar kullanılır.

İBS'li hastaların ilaç tedavisi ile ilgili en önemli dururmlardan biri; hastanın ilaç bağımlılığına yatkın oluşlarıdır. Hastalık yaşam boyunca kişiyi etkiler. Bu yüzden karın ağrılarını ve streslerini azaltıcı ilaçlar hastaların laksatiflere (kabızlık için kullanılan ishal yapıcı ilaçlar) ve/veya sinir yatıştırırcılara bağımlı hale gelmesine neden olabilir.

İBS, daha ciddi ve tehlikeli hastalılara yol açar mı?

İBS herhangi bir ciddi, organik hastalığa yol açmaz, Kron hastalığı veya ülseratif kolit gibi iltihabi hastalıklar ile İBS arasında bir ilişki yoktur. Bazı hastalar daha şiddetli İBS formunda olabilir. Ağrı ve diyare korkusu ile kişiler kendilerini normal aktiviteden çekebilirler. Böyle vakalarda psikiatri konsültasyonu yapılmalıdır.

Hemoroid ( Basur ) Nedir?

HEMOROİD (BASUR) makat bölgesindeki damarların genişlemesi yani varisidir.Hemoroidin ana nedeni kabızlıktır ve kalıtımsal özellikte taşımaktadır. Hemoroidli hastaların çoğunda uzun süren kabızlık vardır ve ailede birçok hemoroidli şahıs bulunmaktadır. Hemoroid hastalığı toplumda çok yaygın bulunmaktadır.

Makat bölgesinde 3 ana toplar damar ağı mevcuttur. Bir tane solda, iki tane sağda. Bunlara toplardamar yastıkları denir.Kabızlık nedeni ile bunlar genişler ve iç hemoroidleri oluşturur.

Zamanla bunlar makat dışına sürüklenir ve dişkılama esnasında dışarı sarkar.

İÇ HEMOROİD DERECELERİ:

1.derece: Makattan çıkmayan (sadece kanama yapan) memeler.
2.derece: Dışkılama ve ıkınma esnasında dışarı çıkan ve kendiliğinden içeri giden memeler.
3.derece: Dişkılama ve ıkınmakla dışarı çıkan ve sonra elle geri itilen memeler.
4.derece: Geri itilmeyen memeler.

DIŞ HEMOROİDLER:

Dış hemoroidler makatın dışından çıkan memeler.

HEMOROİDİN YAPTIĞI ŞİKAYETLER:
Makatta meme oluşması, makattan kanama, bazen akıntı ve kaşıntı. Hemoroid içinde kan pıhtılaşırsa veya hemoroid memesi boğulursa Tromboze hemoroid oluşur ki çok ağrılıdır. Normal bir hemoroid ağrı ve sancı yapmaz. Eğer bir hastada ağrı veya sancı varsa Tromboz,abse veya fissür düşünülmelidir.

ANAL FİSSÜR:

Makatta kabızlık veya ishale bağlı çatlak oluşmasıdır, doğum sonrasıda çok görülmektedir. Dışkılama esnasında şiddetli sancı yapar, az miktarda kanama olabilir. Sancı nedeni ile hasta tuvalete gitmekten korkar, buda kabızlığı artırır ve neticede fissür giderek büyür. Makattan kanama olduğu zaman mutlaka uzman doktor tarafından muayene olunmalı, çünkü kalın barsak kanserleri ve kalın barsağın diğer hastalıklarıda kanama yapabilir, körlemesine hemoroid veya fissür tedavisine başlanmamalı. Hemoroid ve fissür tedavisine kesin tanı konulduktan sonra başlanmalı.

Anal Fissür

Anal Fissürün tedavisi

Makat kenarındaki kasın kısmi kesilmesi (lateral internal sfinkterotomi),böylece basınç kalktığı için fissür kendiliğinden kaybolacaktır.

PERIANAL FİSTÜL

Makattaki apse ve fistüllerin çoğu makat içindeki bezlerin iltihaplanmasında kaynaklanır.

APSE'de genellikle makatta ağrı,şişkinlik,kızarıklık ve yüksek ateş olur. Apse'nin tedavisi Drenaj'dır (Cerrahi yöntem ile boşaltılır)

Fistül'lerin apselerden sonra oluşan makat çevresindeki deri ile kalın bağırsağın son bölümü (Rektum) arasındaki tüneldir.İç ağzı bağırsakta ,Dış ağzı deridedir.

Fistülde dış delikte kanlı ve iltihaplı akıntı olur ve iç çamaşırı kirletir. Bazen dış delik tıkanır ve Apse( Ağrı,kızarıklık,Ateş) oluşur Tedavi cerrahidir dış delikten boya verilerek iç delik bulunur ve bu iki delik arası kesilerek iyileşmeye bırakılır.

GASTRİT

Genel Bilgiler
Hastaların genel olarak midede ekşime, yanma ve ağrı şikayetleri ile tarif ettikleri gastrit, mide iltihabı ile eş anlamlı kullanılan bir terimdir. Gastrit, midenin en iç tabakasında teşkil eden mide mukozasının iltihabi bir reaksiyonudur. Mide mukozasında çok zaman bölgesel veya yaygın bir kızarıklık şeklinde görülür. Çok sık rastlanılan gastritin kadın ve erkeklerde görülme oranı hemen hemen eşittir.

Gastritin Nedenleri
Çok çeşitli nedenler sonucu ortaya çıkan gastrit, beslenme alışkanlıkları da dahil olmak üzere alkol, sigara, çeşitli ilaçlar, vs.. etkenlerle ortaya çıktığı gibi Helicobakter Pylori adı verilen bakteri ve stres sonucu da ortaya çıkmaktadır. Alkol ve kötü beslenme alışkanlıkları direkt olarak mide mukozasını tahriş ederek gastrite neden olabilir. Stres ve nikotin de mide siniri olan Vagus'un uyarılması sonucu fazla asit salgılanmasıyla gastrite neden olur. Son yıllarda ise gastrit ve mide ülserinin nedeni olduğu iddia edilen Helicobakter Pylori adı verilen bir bakteri tesbit edilmiştir. Gastrit şikayeti olan hastaların % 60'ında bu bakteri tespit edilmiştir.

Gastrit tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Teşhisinde mide röntgeninin pratik bir değeri yoktur. Gastroskopi ile kesin teşhis konur.
 

BİR TEŞEKKÜR AŞAĞIDA:
 

----- Original Message -----
From: "Aydın Mehmet Semercioglu" <semercioglu-tarim@hotmail.com>
Sent: Monday, April 12, 2010 4:54 PM
Subject: ÜLSERATİF KOLİT İÇİN TEŞEKKÜR..
 

>
> merhaba hocam ben mehmet semercioğlu salofalk ilacımı yaklaşık 3 haftadır kullanmıyorum sizin ilaçlarla beraberce 3 ay kullandıktan sonra salofalkı bıraktım şuan cok rahatım ilaçları düzenli olarak aksatmadan kullanıyorum sadece yemeklerden sonra bir bardak çay içiyorum içmessem yediklerimi sindiremiyorum ayrıca çayın neden kullanmamam gerektiğinide merak ediyorum elimdeki ilaçlar bitince değiştirecekmiyiz yoksa aynen devammı edeceğiz açıkça belirteyim 10 yıldır kullandığım ilaçlardan fayda alamadığım gibi vücudumun çöplüge dönmesine çaresizce seyirci kaldım önce allaha sonra siz doğa bilimcilere nekadar teşekkür etsek azdır allah sizlerden razı olsun iyiki varsınız.



Atabay Güveloğlu'na Ulaşmak İçin Tıklayın..

BİLGİ PORTALI..